Connect with us

Genel

İmamoğlu: İstanbul’da 2-3 haftalık kapanma şart!

Published

on

blank

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, yedi ilçeye hizmet verecek olan Ataköy İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 2’nci kademesinin açılışını gerçekleştirdi. Toplam yedi ilçenin atık suyunu arıtacak olan tesisin hizmete alım töreninde konuşan İmamoğlu, Türkiye’de görülen Covid-19 vakalarının yüzde 50’sinin İstanbul’da yaşandığını söyledi. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine bakılarak İstanbul’da 2-3 haftalık kapanmanın şart olduğunun altını çizen İmamoğlu, “Covid-19 süreci ne yazık ki ülkemizde ve İstanbul’da çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Hiç kimse bu konuda görmezden gelme ya da duymama konumuna ge-le-mez! Madem, 11 milyonluk Belçika’dan az veri açıklıyoruz o zaman dünyanın bu başarıyı konuşması, ya da gerçek verilerin açıklanması lazım” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, şehirdeki atık suyu toplayıp deşarj ederek karbon salınımını düşürecek ileri düzey biyolojik arıtma tesisin açılışını gerçekleştirdi. Bakırköy’deki Ataköy İleri Biyolojik Atıksu Arıtma Tesisi 2’nci kademesinin açılışı için düzenlenen törende; İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun yanı sıra,  İSKİ Genel Müdürü Raif Mermutlu, İBB Genel Sekreteri Can Akın Cağlar, Başkan Danışmanı Murat Ongun, Bakırköy Belediye Başkanı Bülent Kerimoğlu, CHP Milletvekilleri Emine Gülizar Emecan ile Sezgin Tanrıkulu ile çok sayıda İBB bürokratı hazır bulundu.

Törende konuşan Ekrem İmamoğlu, İstanbul için çevre ve su politikalarının çok kıymetli olduğunu söyledi. Özellikle son dönemlerde atılan adımlarla, yunusların, balıkların tekrar ziyaret ettiği bir Haliç olduğunu kaydeden İmamoğlu, “Kurbağlıdere’nin sonlandırılan çalışmalarıyla -çevre düzeni ve parkların çok daha nitelikle hale getirilmesiyle harika bir doğa parçasının İstanbul’umuzla buluştuğu bir bölgeye dönüşecek- orada da artık bırakın kokuyu balıklarla nasıl bir keyifli manzara verdiğini hep beraber yaşadık” ifadelerini kullandı.

-DOĞRU YATIRIMLARI DESTEKLEYECEĞİZ-

İmamoğlu, doğru gördükleri yatırımları destekleyeceklerini ama; yanlış gördükleri yatırımların da karşısında olduklarını şu cümlelerle anlattı:

“İSKİ’nin geçmişten bugüne yapmış olduğu ve bundan sonra da yapacağı doğru yatırımların elbette ki yanında ve o sistemin iyi bir şekilde işlemesi için çalışacağız. Ama yanlış olan bir yatırımın ya da tariflendiği yer ile yaratacağı tahribatlar ile yanlış tasarlanmış yatırımların da karşısındayız. Bu manada Haliç kıyısında büyük tahribata sebep olacağına inandığımız, neredeyse Haliç’in yaşamını tehdit edecek olan ve iptal ettiğimiz arıtma tesisinde, aslında ne kadar doğru karar verdiğimizi çok yakın zamanda, Haliç’in yakın çevresinde yapılacak olan yeşil alan yatırımlarıyla ve Haliç’in güzelleşmesi ile ne kadar doğru bir karar verdiğimizi çevre açısından sizinle paylaşmak istiyorum. Çok yakında daha çarpıcı şekliyle sizlere göstereceğiz. Zira işin maddi boyutu başka bir taraf.”

-KANAL İSTANBUL’UN TAMAMIYLA KARŞISINDAYIZ-

İmamoğlu, kent genelinde yaptıkları projelerde İstanbul’un kültür ve doğasına zarar vermemeyi öncelediklerini belirterek, “İSKİ’nin bu yatırımları çevre düzenini bozmadan, atıksu yönetiminden içme suyu yönetimine kadar, İSKİ’nin belki de damardan bütün alanlarını ilgilendiren; Kanal İstanbul gibi anlamsız ve çevreyi bertaraf edecek, heba edecek süreçlerin de tümüyle karşısında olduğumuzu ve bu mücadeleyi de en üst seviyede verdiğimiz de halkımızla tekrar paylaşmak istiyorum. Biz buraya İstanbul halkının çıkarlarını korumaya, İstanbul’un doğasını, maneviyatını, yaşamını ve tarihi varlıklarını korumaya gelmiş bir yönetimiz. Yani, doğruya da baş eğen, yanlışa da baş eğen bir yönetim değiliz. Doğruya saygı gösteren; ama yanlışa karşı da dimdik durup İstanbul’daki 20 milyon halkımızın çıkarlarını koruyan, hatta İstanbul’un geleceğini teminat altına almaya mesul olan bir yönetimiz. Bunun unutulmamasını istiyorum. Her şeye evet diyenlerin, her şeye boyun eğenlerin ülkemizin birçok konusunu ve sorununu nasıl büyük bir problem haline getirdiğini yakın günlerde aslında görmüş durumdayız” diye konuştu.

PANDEMİNİN CİDDİYETİNİ KİMSE GÖRMEZDEN GE-LE-MEZ!-

Pandemi sürecinin tek başına maske ve mesafe ile tanımlanacak bir süreç olmadığını sözlerine ekleyen İmamoğlu, “Covid-19 süreci ne yazık ki ülkemizde ve İstanbul’da çok ciddi boyutlara ulaşmıştır. Hiç kimse bu konuda görmezden gelme ya da duymama konumuna ge-le-mez! Her birey de sorumlu, her birey sorumluluk içerisinde hayatını değiştirmek mecburiyetinde. Bizim gibi yöneticilerin de doğruları söyleme ve en doğru metotlarla tedbir almayı aksatmama konusunda hareket etme mecburiyeti var” dedi.

-İSTANBUL’DA KONTROL DIŞI SÜREÇ YAŞIYORUZ-

Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre; hasta sayısının yüzde 50’sinin İstanbul’da görüldüğünü hatırlatan İmamoğlu, konuşmasına şöyle devam etti:

“İstanbul’da gerçekten kontrol dışı bir süreç yaşıyoruz. Ben de bunu deneyimledim. Görüyoruz ve buradaki herkes farkında ki bu iş Mart, Nisan, Mayıs dönemindeki gibi değil. Çünkü, çok yakın çevremizde çember gittikçe daralıyor ve herkesin hastalandığını görüyoruz. Salgının yedinci ayına geldik. Her geçen gün artan bu sayıyla hastanelerde yoğunluk oluştuğunu, hasta yatak sayısı konusunda bazı hastanelerde artık zorlanıldığını hep birlikte yaşıyoruz. Bunu yaşıyoruz dememin sebebi; biz yöneticiler olarak yakın çevremizdeki insanların her türlü talep ve sorunlarını dinlerken bunu deneyimliyoruz. Yer bulma konusundaki sorunlara varıncaya kadar.”

-AÇIKLANAN RAKAMLARA HALK İTİBAR ETMİYOR-

Salgın gibi seferberlik gerektiren ortamlarda, herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini belirten İmamoğlu, “Hep beraber ortak akılla çalışmak zorundayız” dedi. İmamoğlu şöyle devam etti:

“Nüfusu İstanbul’dan az olan Avrupa ülkelerinden daha az sayı açıklamak salgınla mücadelede ne anlama geldiğini açıkçası ben anlayabilmiş değilim. Bu sayı açıklamaktaki, ‘toplumun gerçekleri konuşmuyorsunuz’ anlamındaki intibaının oluşmasına katkı sunan bazı yetkililerin bu tavrını ben anlayabilmiş değilim, çözemiyorum bir türlü. Madem biz nüfusu 10 milyonu bile aşmayan bir kısım ülkelerden, 83 milyonluk ülke olarak, çok daha iyi durumdaysak dünyanın gelip bunu incelemesi, bizi alkışlaması ve bizim de bunu bütün dünyaya insanlık adına anlatmamız gerekir. Eğer bu açıklamalar bu sayılar doğru değilse, ben bir faydasını çözemiyorum. Bir çözen varsa anlatsın ve ben de alkışlayayım. Düşünün, 11 milyonluk Belçika’da bile bizdeki vaka veya ölüm sayısı 2-3 kat az ise gerçekten bunu bütün dünyaya insanlık namına öğretelim, anlatalım. Ama eğer açıklamalarda bir yanlış varsa bunun da anlamlı olmadığını, bu anlamda milletimizin yanlış bilgilerle yanıltmanın doğru olmadığının da altını çizmek zorundayım.”

-BİLİM DANIŞMA KURULU’NU KURDUK-

Mart’tan beri akılla ve bilimle hareket etme konusunda doğru yönlendirilmek için, Bilim Danışma Kurulu’nu kurduklarını ifade eden İmamoğlu, “Her daim onların ortaya koyduğu fikirleri alarak uygulamalarımıza ekledik. Ben İstanbul adına konuşmak zorundayım. Madem işin yarısı İstanbul’da, madem Dünya Sağlık Örgütü’nün belirlediği hususlarla ancak süreci teminat altına alabiliriz, o zaman benim de bu anlamda bütün doğruları bütün vatandaşlarımızla ve yetkilileri uyararak paylaşmak zorunluluğum var” dedi.

BİLİM KURULU BİZE 2-3 HAFTALIK KAPANMAYI ÖNERDİ-

Dünya Sağlık Örgütü’nün kapanma ve açılma şartlarının belli olduğunu ve bunun da İstanbul’da uygulamanın şart hale geldiğinin altını çizen İmamoğlu, sözlerine şöyle sürdürdü:

“İki adet açılma kriteri var Dünya Sağlık Örgütü’nün. En az 14 gün boyunca birincisi şu; en az 14 gün boyunca test sayısı artacak, ama vaka sayısı da azalacak ki açılma olsun. İkincisi;  en az 14 gün boyunca ölüm sayıları azalacak ve sağlık personeli hastalanması da azalacak ki açılma olsun. Bu, Dünya Sağlık Örgütü’nün söylediği. Özellikle İstanbul’umuzun şu anki verilerine baktığımızda, bu iki kriteri de önümüze koyduğumuzda, kesinlikle bir kapanmanın şartlılığı ortadadır; çok net. Bunu buradan, bütün yetkililerle, bütün İstanbul halkımızla paylaşmak zorundayım. Bilim Danışma Kurulu’muzun özellikle salgının hızını düşürmek, ve özellikle bulaştırılıcı bu sürecin çok hızlı ilerlediği, bu dönemin radikal bir şekilde kontrol etmek adına, 2-3 haftalık bir kapanmanın ve özellikle bu sürecin ardından da takibin, güçlü bir takip sisteminin, yani filyasyon ve bu vesile ile de kontrollü bir açılma döneminin başlatılmasının şart olduğunu bize önermektedir, Büyükşehir Belediyesi’nde kurduğumuz Bilim Kurulu. Yani, tekrar ifade ediyorum. 2-3 haftalık bir kapanmayı bize öneriyorlar ve ardından da güçlü bir takip, filyasyon dönemiyle beraber kontrollü bir açılma dönemini İstanbul’umuza öneriyorlar. Bunun için şunu söyleyelim. Verilerimizin, Nisan- Mayıs’tan çok daha ileride olduğunu altını tekrar kalın bir şekilde çizelim. Bunu 2-3 haftalık bir kapatmayla bulaşıyı azaltma ve tekrar kontrollü özellikle kontrolü sağlamada bir imkan yaratacaksa, İstanbul için kapanmanın böylesi bir düzelmeyi ortaya koyacağını bilim bize ifade ediyorsa, bunda direnmemenin bunu özellikle devletimizin yetkili kurulların, hükümetin değerli yetkililerinin değerlendirmesi ve İstanbul’a dair bu konuda çok hızlı hareket etmemiz gerektiğinin altını çizelim.”

-VAKA VE ÖLÜM SAYISINI AŞAĞI ÇEKMEK ZORUNDAYIZ-

Türkiye’nin güçlü bir ülke olduğunu ve 2-3 haftalık kapanma ile vaka ve vefat sayılarının aşağıya çekilebileceğini belirten İmamoğlu, “2-3 hafta fedakarlıkla yani şöyle tırmanmakta olan hasta sayısı ve vefat sayısını bir şekilde aşağıya indirmek zorundayız. Bakın, Nisan – Mayıs dönemindeki yaza giden bir dönem içinde de değiliz. Daha soğuk bir döneme giden bir dönemin başındayız. Kasım ayındayız. Dolayısıyla bilim insanlarını, hekimleri, doktorları dinlediğimde, benim de öngörüleri aldığımda benim de bu uyarıya yapma zorunluluğum ortaya çıkıyor” dedi.

-EN ÖNEMLİ TAKİP SİSTEMİ İSTANBULKART’TIR-

İmamoğlu, pandemi sürecinde çok defa insanların dışarıya çıkışlarındaki en önemli takip sisteminin milyonlarca kullanıcısı olan İstanbulkart olduğunu, bundan dolayı da hasta verilerini talep etmelerine rağmen kendilerine bu bilgilerin verilmediğini söyledi. İmamoğlu, şöyle devam etti:

“Bize hasta verilerin verin ve biz bu hasta verileri üzerinden İstanbulkart kullanıcılarını engelleyelim. Otobüse geldiğinde o hasta, otobüs kartını kullandığında alarm yanacak, uyarıyı yapacak ve biz, vatandaş hakkında gerekli işlemleri başlatacağız. Ya bize ısrarla tek bir hasta verisi verilmedi. Ben bunu anlayabilmiş değilim. Bu talebimizi haksız bulan hiçbir devlet yetkilisine de rastlamadım. Madam haklıyız, bize hasta verisini niçin vermezsiniz. Anlayabilmiş değilim. Yani, yapılıyor; bize binen yolcuların sayısını biz göndereceğiz, bindikten sonra takip edilecek. Yahu hasta, araçlara bindikten sonra takip etsen ne olacak, bulaştıktan sonra onu bulsan ne olacak, bulmasan ne olacak? Bu tür sebepsiz yere uzatılan yanlış uygulamaları gidermeliyiz.”

-AÇIKLANAN ÖLÜM SAYILARI BİRBİRİ İLE ÖRTÜŞMÜYOR-

İstanbul ile ilgili gerçeklerin neden paylaşılmadığını ve açıklanan rakamların da birbiri ile örtüşmediğini ifade eden İmamoğlu, “Yani bu gerçeği niye söylemiyoruz, neden paylaşmıyoruz anlamış değilim” dedi. Paylaşılan bilgilerin doğru olması gerektiğinin altını çizen İmamoğlu, sözlerini şöyle bitirdi:

“Bugün İstanbul’da bize sağlık kurumlarının kendi notuyla, ‘bulaşıcı hastalık’ diye gönderilen vefat sayılarımıza baktığımızda, son bir hafta için özellikle konuşuyorum, Türkiye için açıklanan vefat sayısının elli kadar fazlası sadece İstanbul’da var. Bu kadar net. Yani bu sayının bu şekilde açıklanmasıyla ilgili bir geçerli durum ya da bize yanlış bir bilgi sağlık kuruluşları tarafından Mezarlıklar Müdürlüğü’ne geliyorsa bunu gidersinler, doğruyu biz de görelim. Mutlu oluruz. Yani, pandemiden az insan vefat ediyorsa ben mutlu olurum. O bakımdan bu doğruların vatandaşlarımızla paylaşılması ve aynı zamanda bu doğrularla gerçekler üzerinden gerekli tedbirlerin ciddiyetle almak zorunda olduğumuzu ben hayatımızın ve yaşamımızın azalarak normalleşmesine dönük açıklamakla yükümlü makamda durduğum için bu doğruları sizlerle ve vatandaşlarımızla paylaşmayı bir görev biliyorum.”

RAİF MERMUTLU: “İKİ KADEMELİ İNŞAAT ZORUNLUĞU DOĞMUŞTUR”

Ekrem İmamoğlu’ndan önce konuşan İSKİ Genel Müdürü Raif Mermutlu da kentin artan su ihtiyacı üzerine çalıştıklarını belirterek ilk etabı 2010 yılında hizmete açılan tesisle ilgili bilgiler paylaştı. Mermutlu, “Ataköy 1 Tesisi ile, İstanbul’un Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar, Başakşehir, Küçükçekmece ve Sultangazi ilçelerinden yaklaşık 1 milyon 400 bin nüfusun atık suları bu tesisimizde toplanmakta ve arıtılmaktadır. Ancak, İstanbul’da artan nüfus sebebiyle tesisin 2. Kademesi inşaası zorunluluğu doğmuştur. 2. Kademe tesis ile toplam artıma kapasitemiz 240 bin metreküp artarak toplamda 600 bin metreküpe ulaşmış olacaktır” İfadelerini kullandı.

-YEDİ İLÇEYE HİZMET VERECEK –

Projenin hayata geçmesi ile Bakırköy, Bahçelievler, Bağcılar ilçelerinin tamamı, Başakşehir, Küçükçekmece, Sultangazi, Esenler ilçelerinin bir bölümünü kapsayacak bir şekilde çalışacak olan tesis 7 ilçeye hizmet vermiş olacak.

İş kapsamında mevcut debisi 360.000 m3/gün kapasiteli tesise ilave; 240.000 m3/gün kapasiteli 2’nci kademe tesis inşa edilerek toplam kapasite 600.000 m3/güne çıkarıldı. Nihai kapasitedeki tesis ise yaklaşık 2 milyon 400 bin eşdeğer nüfusa hizmet edecek olup mevcut tesiste yapılan revizyon imalatları ile arıtma tesisinin kalitesi de artırıldı.

Ayrıca 20.000 m3/gün kapasiteli MBR Prosesli Atık Su Geri Dönüşüm Tesisi inşa edilerek geri dönüştürülen atık sulardan peyzaj sulaması ve tesisin iç ihtiyacı olan kullanma suyu olarak da yararlanılıyor.

 

Genel

AKP’nin yeni İstanbul İl Başkanı Kabaktepe’nin belediyeden milyonlarca liralık ihale aldığı ortaya çıktı

Published

on

blank

AKP İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe’nin ortağı olduğu şirketin, AKP’li Esenler Belediyesi’nden 2011-2017 yılları arasında zabıta personeli çalıştırmak üzere düzenlenen yaklaşık 18.6 milyon liralık ihale aldığı ortaya çıktı.

Yeni AKP İstanbul İl Başkanı Osman Nuri Kabaktepe ve ortağı eski AKP İstanbul İl yöneticisi olan Hacı Dursun Bozo’ya ait olan Bilge Uluslararası Ticaret Limited Şirketi’nin önceki yıllarda AKP’li Esenler Belediyesi’nden aldığı milyonluk ihaleler dikkat çekti.

Sözcü’nün haberine göre; Şirketin ünvanı değişmeden önce Bilge İletişim Organizasyon olarak faaliyet gösterdiği dönemde Esenler Belediyesi’nin 2011-2017 yılları arasında gerçekleştirdiği zabıta personeli alımı ihalelerini kazandığı ortaya çıktı. Kabaktepe’nin ortağı olduğu şirket ile belediye arasında bu süre içinde toplam 18 milyon 622 bin liralık bu sözleşme imzalandı.

ZABITA HİZMETİ İHALELERİ

Bilge İletişim Organizasyon, belediyenin 2011 yılında düzenlediği “Zabıta Destek Hizmeti Alımı” ihalesini 4 milyon 573 bin liralık teklifi ile kazandı. Belediye ile 2011-2013 arasını kapsayan 2 yıllık sözleşme imzalandı.

2014 yılı için personel alımı yapmak üzere düzenlenen ihaleyi Bilge İletişim Organizasyon, Aksiyoner Bilge Yönetimi ve Yeşilırmak Sosyal Hizmetler ortak girişimi 2 milyon 725 bin TL’ye aldı.

Esenler Belediyesi, 2015 yılına gelindiğinde zabıta alımı için tekrar ihaleye çıktı. 2 yıllık alım için gerçekleştirilen ihaleyi 11 milyon 324 bin 962 TL’lik teklifi ile kazanan Bilge İletişim Organizasyon ile 2015-2017 arasını kapsayan sözleşme imzalandı. Sözleşme, 24 Aralık 2017’de çıkan ve kamuda taşeron işçi çalıştırılması ile ilgili 696 sayılı KHK uyarınca fesh edildi.

ŞİRKETİN GEÇMİŞİ

Kabaktepe’nin ortağı olduğu şirket, Bilge İletişim Organizasyon adıyla 1999 yılında Şenel Kızılca ve İhsan Aktaş tarafından kuruldu. Osman Nuri Kabaktepe ve ortağı Hacı Dursun Bozo, şirketi 2007 yılında devraldı.

Bilge İletişim Organizasyon Rehberlik İnşaat Taahhüt Ticaret ve Sanayi Limited Şirketi’nin adı 2019 yılında da Bilge Uluslararası Ticaret Limited Şirketi olarak değiştirildi. Kabaktepe ve Bozo’ya ait olan şirket şu an bu isimle faaliyetlerini sürdürüyor.

Bu şirket, İBB Meclisi AKP Grup Başkanvekili olan Tevfik Göksu’nun başkanlığını yaptığı Esenler Belediyesi’nden 2012-2020 arasında 41.9 milyon liralık ihale alan Ayn Medya şirketini, geçtiğimiz ağustos ayında devralmıştı. Ayn Medya, Kabaktepe ortak olduğundan bu yana geçen 7 ayda Esenler Belediyesi’nden henüz ihale almadı.

Continue Reading

Genel

Ünlü oyuncuya Sarıyer’deki evinde bıçaklı saldırı

Published

on

blank

Sarıyer’in Ferahevler Mahallesi’nde oturan ünlü oyuncu Melisa Döngel, belediye işçilerini bıçakla yaralayan komşusunu uyardığı için ölümden döndü.

Sarıyer’in Ferahevler Mahallesi’nde mahalle sakinlerinden Yusuf K., gürültü yaptıkları gerekçesiyle belediye işçilerine bıçakla saldırıp yaraladı. Olayı pencereden gören ünlü oyuncu Melisa Döngel, duruma müdahale ederek “Polisi arayacağım” dedi. Bu sözlere öfkelenen komşusu, oyuncuya küfür ederek oturduğu eve girmeye kalktı. Olay yerine gelen polis, saldırgan komşuyu yakaladı. Savcılık, Yusuf K. hakkında soruşturma başlattı.

MELİSA DÖNGEL KİMDİR?

Melisa Döngel, 25 Ekim 1999 yılında İstanbul’da dünyaya geldi. Eğitimini Osman Yağmurdereli Sanat Akademisi’nde tamamladı. Melisa Döngel, ilk oyunculuk deneyimini 2014 yılında rol aldığı Elif dizisi ile yaşadı.

Arka Sokaklar ve Hangimiz Sevmedik dizilerinde rol alan Melisa Döngel, FOX TV ekranlarında yayınlanan Bizim Hikaye dizisinde Deniz karakterine hayat vererek adını geniş bir kitleye duyurdu. Oyuncu şimdilerde FOX TV’de yayınlanan Sen Çal Kapımı dizisinde Ceren karakterini canlandırıyor.

Continue Reading

Genel

16 ankete göre Cumhur İttifakı gidici!

Published

on

blank

Uluslararası haber ajansı Reuters bugün “Ekonomideki bozulma Cumhur İttifakı’nda oy kaybı yaratırken iktidar seçim sistemi değişikliği ile avantaj sağlamaya çalışabilir” başlıklı dikkat çeken bir analiz yayımladı.

Uluslararası haber ajansı Reuters bugün “Ekonomideki bozulma Cumhur İttifakı’nda oy kaybı yaratırken iktidar seçim sistemi değişikliği ile avantaj sağlamaya çalışabilir” başlıklı dikkat çeken bir analiz yayımladı:.

İşte o analiz:

Anketler, ekonomik sorunların yanı sıra adalete olan güvensizliğin artmasıyla son bir yıldır zorlanan Cumhur İttifakı’nın ortakları AKP başta olmak üzere MHP’nin oy kaybettiğini ve ağırlıklı kararsızlar olmak üzere muhalefete doğru kayma yaşandığını gösterirken, iktidarın bu sorunu azaltmak için seçim sisteminde değişiklik yapması bekleniyor.

AKP tarafından yapılan çalışmalarda, daraltılmış seçim sistemine geçilmesi ve partiler için yüzde 10 olan seçim barajının yüzde 7’ye indirilmesi ihtimali güçlenirken, ittifaklar için yüzde 10-12 civarında bir barajın gündeme gelmesi üzerinde duruluyor.

AKP’li yetkililer oy kaybının farkında olduklarını ancak oyların yeniden toparlanmasını beklediğini belirtirken, olası bir seçim dönemine ilişkin olarak yapılacak düzenlemeler kapsamında ise Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nu çalışmalarının ve olası ittifaklar için de bir baraj belirlenmesi ile ilgili çalışmaların da önemli olduğunu belirtiyor.

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan da bugün hukuk reformunu açıklarken, “Demokratik katılımı geliştirmek için Siyasi Partiler ve Seçim Mevzuatı’nda değişim yapmak üzere kapsamlı bir çalışmayı başlatıyoruz” dedi.

ANKETLER NE DİYOR?

Son üç ayda 16 anket şirketinin yayınladığı sonuçların ortalamasına göre AKP %36.3, CHP %24.8, İYİ Parti %12.7, MHP %9.6, HDP %9.9 seviyesinde bulunuyor. 2018 yılında yapılan seçimlerde ise AKP %42.56, CHP %22.64, HDP %11.7, MHP %11.1, İyi Parti %9.96 oy almıştı. AKP ve MHP’den oluşan Cumhur ittifakının 2018’de oyu %53.66 iken son 3 ayda yapılan anketler kıyaslandığında bu oran %45.9’a düşmüş durumda.

Metropoll Araştırma yöneticisi Özer Sencar, “AK Parti ve Tayyip Erdoğan özellikle uyguladıkları ekonomi politikaları ve dış politika nedeniyle kendi kendisini yıprattı. Yani AK Parti’nin 24 Haziran’da oyu %42 idi. Şu anda %30 buraya inmesi iktidarın halk tarafından benimsenmeyen politikaların sonucu oldu” dedi.

“Oy dağılımında bir dönüşüm olabilmesi için AKP’nin ekonomide beklenmedik bir başarı gösterip tekrar kaybettiği oyları geri alması lazım” diyen Sencar, “Bu şu anda mümkün görünmüyor. Ya da beklenmedik bir konjonktür oluşması… Ne olabilir bilmiyorum?” dedi.

Erdoğan, destekçilerini genelde ortak bir amaç, tehdit karşısında birleştirmeyi başarabilen bir lider konumunda. Bu nedenle Türkiye için gerek ekonomi gerek politik ya da dışarıdan oluşabilecek tehditlere işaret ederek tabanını tutmayı pek çok kez başardı.

MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat, AKP’nin desteği kaybetmesinde en büyük etkinin ekonomi olduğunu belirterek, “İlk defa AK Parti için kızıp oy vermeyeceğini söyleyen bir gri alan oluştu. Eskiden kızarlar ama vereceklerini söylerlerdi. AK Parti’ye kızan seçmen CHP’ye gitmez ya da tersi olurdu. Ama şimdi İyi Parti merkez sağa kaydı, AK Parti’den oy alıyor, yaklaşık %4 gibi. DEVA ve Gelecek Partisi de AK Parti’den alıyorlar” dedi.

“Diğer bir büyük sorun adalet duygusunda oluştu. Sadece mahkemelerdeki adalet değil ki genel olarak adalet algısı bozuludu” diyen Kulat, “Bunun gibi nedenler vatandaşın bir bölümünün yolunu iktidardan ayırması gibi bir sonucu ortaya koyuyor” dedi.

Kadir Has Üniversitesi’nin Ocak ayında yayımlanan Türkiye’nin Eğilimleri 2020 araştırması anketine göre ekonomi geçen yıl ülkenin en büyük sorunu olarak öne çıktı. Ankete göre hayat pahalılığı, işsizlik ve ekonomide yaşanan sorunları en önemli sorun olarak niteleyenlerin oranı %33 olurken, koronavirüs salgını %23.5 ile ikinci en önemli sorun olarak belirtildi.

OY KAYBINDA EN BÜYÜK ETKEN EKONOMİ

Sonuçları değerlendiren araştırmanın kooordinatörü Prof. Mustafa Aydın, son birkaç yıldır yapılan ankette ekonomik olarak daha kötü durumda olduğunu söyleyenlerin oranının giderek arttığını ifade ederek, “Böyle bir trend yerleşmiş durumda. Gelir dağılımında bir sorun var. ‘Ekonomik olarak daha kötü durumdayım’ diyenlerin oranı %51-52’ye ulaştı. Ailemi geçindiremiyorum ve borçlarımdan endişe duyuyorum diyenlerin oranı %50 seviyesine ulaştı. Bu ekonomik ciddi bir baskı olduğunu gösteriyor zaten” dedi.

Türkiye ekonomisi 2010-2015 yılları arasında her yıl %5’in üzerinde büyüdü. Hatta bazı yıllarda büyüme çift haneyi bile aştı. Bu dönemde ekonominin istihdam yaratabilme kabiliyeti Türkiye’nin hızlı artan nüfusuna oranını destekleyecek bir ölçüde oluşarak canlı bir işgücü piyasasını da beraberinde getirdi. Ancak 2017 sonundan itibaren büyüme gittikçe yavaşladı. Türkiye 2018’de %3, 2019’da %0.9 ve 2020’de %1.8 büyüme yaşandı. Aynı dönemde TL’deki değer kaybı ve enflasyondaki yükselişler de belirginleşti. Bu finansal dengesizlikler işsizlikteki artışla beraber hem gelir dağılımını hem de satın alma gücünü eritti. Tüm bunlara geçen yıldan itibaren ise pandemi nedeniyle başta hizmet sektörü olmak üzere belirginleşen kısıtlamalar eklendi.

“Oy kaybında en büyük neden ekonomi ancak şu anda AKP’nin sorunu sadece ekonominin kötü olması değil” diyen Avrasya Araştırma Başkanı Kemal Özkiraz, “Lokantalar kapalıyken kongre yapmaktan tutun, KHK’lara, siyasi yargılamalara kadar yüzlerce birikmiş sorun var. Ekonomi dökülünce muhalefet etmeye başlayanlar saydığım problemleri de daha çok umursar hale geldi. O yüzden ekonomi toparlasa da AKP toparlamakta zorlanır” dedi.

Özkiraz, AKP ile birlikte Erdoğan’ın da oyunun düştüğünü belirterek, “Giden oylar ekonomi ve özgürlük söylemi olan partilere gidecek. Bunların ikisinin de karşılandığı iki parti CHP ve Deva partileri. O yüzden bu iki partinin yükselmesini bekliyorum, Bir de tek büyük sağ alternatif olarak İYİ parti yükselebilir” diye konuştu.

AKP’nin erken seçim olacakmış gibi davranıp, teşkilatlarını tek parça tutmaya çalıştığına işaret eden Özkiraz erken seçim beklemediğini söyledi.

DARALTILMIŞ SEÇİM SİSTEMİ İLE AKP DAHA FAZLA MİLLETVEKİLİ ÇIKARABİLİR

Özellikle daraltılmış seçim sistemi çok önemli fark yaratabilir. Yetkililere göre, AKP son dönemde yapılan genel seçimlerde, herhangi bir soru işareti olduğunu gördüğünde ilk olarak gündeme daraltılmış seçim bölgesi uygulamasını getiriyordu ama resmi olarak TBMM’ye hiç sunmamıştı. Çünkü bir şekilde seçimi kazanabileceği bir ortam yarattığını düşündü.

AKP’li bir yetkili, daraltılmış seçim sistemi ile ilgili olarak, “Büyük partilere çok olumlu katkı yapıyor deniyor haklılık var ama temsiliyette adalet açısından önemli bir adım. Bağımsız milletvekillerinin kazanmasının yolu daha iyi açılıyorken, daha adil şekilde seçmenin oylarının meclise yansıması mümkün olacak” dedi.

Yetkiliye göre, büyük illerden örneğin İstanbul 3 bölgeden 30’a çıkabilir, Ankara 2’den 6-8’e çıkabilir, İzmir 5-6’ya çıkarılabilir.

“Bu sistem olursa daha fazla milletvekili çıkarabiliriz” diyen yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Milletvekili sayısı örneğin 550’den 600’e çıkarken daraltılmış seçim sistemi uygulansaydı, AK Parti’nin 25’ten fazla yeni milletvekili olacaktı örneğin. Bazı partiler elbette bu yeni sistemden olumsuz etkilenecek. Ama demokrasi açısından daha sağlıklı bir sistem.”

İTTİFAKLAR İÇİN BARAJ

AKP’li yetkililer, gelinen aşamada yaşanan oy kaybının farkında olduklarını ve bazı çalışmalar yaptıklarını belirterek, uzun süredir gündemde olan Seçim ve Siyasi Partiler Kanunu üzerinden çalışmaların devam ettiğini belirtiyor.

“Partiler için tek başına seçime katılmasında barajın yüzde 7’ye düşürülmesi konusunda genel bir mutabakat oluştu. İttifak halinde giren partiler için ise toplam oyun yüzde 10-12 gibi belirlenmesi üzerinde duruluyor. Bu durumda yeni ittifakların oluşturulması da elbette bir seçenek” diyen AKP’li üst düzey bir yetkili, şunları söyledi:

“Daraltılmış bölge de halen seçeneklerden biri olarak duruyor. Ancak milletvekili sayısı ve seçim bölgeleri önemli konular. Mesela İstanbul artık mevcut haliyle devam etmemeli, çok büyük ve çok sayıda milletvekili var.”

Olası bir seçimde diğer partiler ve ittifaklar nedeniyle yaşanabilecek kayıpları önlemek için çalışıldığını vurgulayan bir AKP’li yetkili de, Siyasi Partiler Kanunu ve Seçim Kanunu’nda halen çalışmaların devam ettiğini vurgularak, “Yüzde 7 ya da 5’lik bir seçim barajı olabilir. Buna biraz daha yakın bakılıyor” diye konuştu.

“İttifaklar için de bir baraj belirlenmesi durumu da gündemde. Bu oran yüzde 10 ya da üzeri olabilir” diyen aynı yetkili sözlerini şöyle sürdürdü:

“Diğer yandan milletvekili transferi olması halinde TBMM’de grup kurulamaması vs gibi bazı farklı yollardan mecliste yer alma çalışmaları da engellenebilir.”

Continue Reading

Popüler