Connect with us

Genel

İmamoğlu: Suyu siyasi malzeme yaparsak, İstanbul’a ihanet etmiş oluruz

Published

on

blank

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İSKİ’nin ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik düzenlediği ‘Suyun Değeri’ temalı afiş yarışmasında dereceye giren öğrencilere ödüllerini verdi. Ödül töreni öncesinde ‘Suyla Yaşam’ belgeselini hazırlayan ekip de plaketle ödüllendirildi. Belgesele görüşleriyle katkı sunan 7 yaşındaki Sare Haberdar, 5 yaşındayken yaptığı ebru çalışmasını İmamoğlu’na sundu. Haberdar’a “İlham Veren Adımlar” kitabını hediye eden İmamoğlu’nun “Kızım olunca bir kez daha anladım ki; dünyayı kadınlar kurtaracak” sözleri alkış aldı. İstanbul’un suyla mücadelesinin asırlardan bu yana devam ettiğini vurgulayan İmamoğlu, “Siyasi malzeme olamayacak konuların başında su meselesi geliyor. Su meselesi, suyun yönetimi, siyasetin bilindik o kaynayan kazanının meselesi olamaz. İstanbul’da tahmin edilemez büyümeden, tahmin edilemez kentleşme modelinden bahsetmezsek veya buna dair tedbirlerin alınmasıyla ilgili katı duruşları, radikal duruşları göstermezsek, İstanbul gibi tarihin kadim kenti, belki de tarihin en nadide kenti, en özel kentine ihanet etmiş oluruz” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin (İBB) köklü kurumu İSKİ, “22 Mart Dünya Su Günü” etkinlikleri kapsamında, kentte öğrenim gören ortaokul ve lise öğrencilerine yönelik, “Suyun Değeri” temalı afiş yarışması düzenledi. Yarışmaya farklı okullardan toplam 535 öğrenci katıldı. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun katılımıyla gerçekleştirilen ödül töreni öncesinde; küresel iklim değişikliği, İstanbul ve su, İstanbul’un tarihi su yapıları, suyumuzu korumaya yönelik farkındalık oluşturmak ve alınacak tedbirler gibi önemli konuları işleyen “Suyla Yaşam” belgeselinin fragmanı gösterildi.

“SU OLMADAN YAŞAMIN OLMA ŞANSI YOK”

Gösterimin ardından konuşan İmamoğlu, “Su olmadan yaşamın olma şansı yok. Bu bakımdan en önemli sorumluluğumuzun, belki de farkındalık gününün içerisindeyiz. Farkındalık gününü kıymetli kılan da bir etkinlik var dışarıda. Burada olağanüstü tasarımlar, olağanüstü duygular var. Ödül alan arkadaşları da sevgili gençleri de tebrik ettim. Olağanüstü işler çıkarmışlar. O güzel duygunun onlarda olması, bize büyük bir teminat oldu. Çocuklarımızın ve gençlerimizin daha duyarlı bir sürecin içerisinde var olmaları ve beni her defasında mutlu ediyor” dedi. Yeni kentleşen bir toplum olduğumuzu hatırlatan İmamoğlu, “Çocuklarımızın büyük bir kısmı kentlerde doğdular. Kentlerde bazı sıkıntıların içinde yaşıyorlar. Yaşamın içindeler ve bu da onların bu refleksini, bu kaslarını geliştiriyor. Örneğin; su konusunu işleyen çocuklarımızda bence öyle derin etkiler var ki çizimlerinde, bizim bile aklımıza gelmeyecek, onları etkilemiş, belki de onları rahatsız etmiş birçok unsuru kağıda dökebilmişler. Çok sevindirici” ifadelerini kullandı.

“MELEN” VURGUSU

İstanbul’un suyla mücadelesinin asırlardan bu yana devam ettiğini vurgulayan İmamoğlu, Melen’den kente su getirme çabasının da bu mücadele tarihi içinde yer aldığını belirtti. “İstanbul’un su noktasındaki teminatı diye düşündüğümüz projenin hikayesi, yaklaşık 33 yıl öncesine dayanıyor” ifadelerini kullanan İmamoğlu, Melen’le ilgili sıkıntılı sürecin devam ettiğinin altını çizdi. İmamoğlu, “Belki 3 yıl, belki 5 yıl sürecek bir zaman dilimi içerisinde İstanbul’a oradan su getirebiliyor olacağız. Bu ne demek? 40 yıl. Yani 40 yıla yakın bir süredir İstanbul’a Melen’den, bir barajdan, su taşıma, tatlı su taşıma mücadelesi veriliyor” bilgilerini paylaştı. İstanbul’un resmi olarak 16 milyon olarak görünen nüfusunun, mülteciler ve öğrencilerle birlikte 20 milyona ulaştığına dikkat çeken İmamoğlu, şunları söyledi:

“KÜRESEL ISINMANIN HAYATI YAKTIĞI DÖNEMDE KANAL İSTANBUL’U TARTIŞAMAYIZ””

“Peki Melen’e başlandığında İstanbul ne kadardı? 5 milyon civarındaydı. Başladığı süreçle bugün arasındaki fark, dört katı. Böyle bir kentleşme bakışıyla, süreci tasarlanabilir, geleceği görülmez, geleceği anlaşılmaz ve tahmin edilemez bir sistemle yürüdüğümüz takdirde, ne yazık ki büyük şoklarla, büyük felaketlerle, büyük trajedilerle karşı karşıya kalırız. Yani su meselesi, keşke sadece suyu depolamaktan, suyun isale hatlarından ya da arıtmasından veya suyun akıtılması veya sadece tasarrufuyla konuşabilsek şehirlerin bazılarında. İstanbul’da tahmin edilemez büyümeden, tahmin edilemez kentleşme modelinden bahsetmezsek veya buna dair tedbirlerin alınmasıyla ilgili katı duruşları, radikal duruşları göstermezsek, İstanbul gibi tarihin kadim kenti, belki de tarihin en nadide kenti, en özel kentine ihanet etmiş oluruz. Bu bakımdan biz, İstanbul’da, 21. yüzyılda küresel ısınmanın hayatı yaktığı bir dönemde, yani birkaç derecenin bizi hangi felaketlerle buluşturacağını tartıştığımız bugünlerde, Kanal İstanbul’u tartışamayız. Ya da bir kanalla beraber 150 milyon metrekarelik doğa alanını, tarım alanını, orman alanını yok etmeyi konuşamayız bile. Ya da onun civarına 2 milyonluk yeni bir nüfusu taşıyacak bir şehrin tasarımını, yapımını konuşamayız. Bunu gidip bazı ülkelerde emlak reklamı diye anlatamayız. Burası çölde bir şehir kurma projesi değil. Binlerce yıllık tarihi olan, geçmişten bugüne bize emanet olan, nice mücadelelerin verildiği, fethin yapıldığı, işgalden kurtarılan, atalarımızın da tarihin de geçmişinde bize miras olarak emanet ettiği, bizim de geleceğe teslim etme zorunluluğunda olduğumuz bir şehirden bahsediyoruz.”

“DÜNYAYA KARŞI SORUMLUYUZ”

“Ben, bu kadim kentin Belediye Başkanı olarak, bütün hücrelerimde şunu hissediyorum” diyen İmamoğlu, “Dünyaya karşı sorumluyuz. Böyle bir kent burası; herhangi bir yer değil. Yani çöl olan bir yarımada, bir 15-20 yılda emlak projesi olarak kurulmuş bir şehirden bahsetmiyoruz. Burası İstanbul. O bakımdan İstanbul’un suyuna, havasına, doğasına, tarihine, her toprağına, her karışına, her milimetre karesine sorumluluk hisseden hemşehrileri olmalıyız. Sorumluluk hisseden yöneticileri olmalıyız. Sorumluluk hisseden bilim insanları olmalıyız. Sorumluluk hisseden akademisyenler olmalıyız, eğitimcileri olmalıyız; kadını, erkeği, çocuğu, genci olmalıyız. Bu şehrin suyunu ancak bu şekilde teminat altına alırız” ifadelerini kullandı.

“SU MESELESİ SİYASETİN KAYNAYAN KAZANININ MESELESİ OLAMAZ”

Siyasi malzeme olamayacak konuların başında su meselesinin geldiğinin altını çizen İmamoğlu, şöyle konuştu:

“Su meselesi, suyun yönetimi, siyasetin bilindik o kaynayan kazanının meselesi olamaz. Suyun yaşaması, varlığı, taşınması için nice insanlar mücadeleler verdi. Biz de vermeye çalışıyoruz. Yarın bizim de görevimiz bitecek. Başkaları da verecek. İSKİ, bu şehrin çok kıymetli bir kurumudur. Köklerine dönerseniz, kurumsal izlerini bulamayabilirsiniz ama manevi izleriyle diyebilirsiniz ki, 2000 yıllık bir kuurm İSKİ. Çünkü, kemerleri tamir ederken İSKİ’nin sorumluluğuna vermişler. İSKİ tamir ediliyor. Restore ediyor ya da yaşatmaya çalışıyor. Demek ki bu kurum, 2000 yıllık bu kurum, 2000 yıldır kente düzenli su sağlamanın mücadelesini veriyor. Arıtmanın, dağıtımın mücadelesini veriyor. 2000 yıllık bir kurum; siyasi bir meselenin parçası, siyasi bir sürecin bir parçası, siyasi bir tartışmanın bir parçası o-la-maz; olmamalı. O bakımdan her alınacak kararında, her yapılacak işlerinde olaya bilimsel, olaya teknik, olaya idari, etik kuralları taşıyan bir biçimde bakma sorumluluğumuz vardır. O bakımdan biz, bu duyguyu taşımaya, bu duyguya layık olmaya çalışan bir ekibiz. Bu ekibin şu anda burada çalışan binlerce emekçisine yürekten teşekkür ediyorum.”

“SORUMLULUK DUYGUSUYLA GÖREV YAPIYORUZ”

İSKİ’nin çok önemli bir sorumluluk döneminden geçtiğini vurgulayan İmamoğlu, “12 sene önce, o dönem bütün siyasi partilerin oy birliğiyle oy verip, kabul ettiği 1/100.000’lik master planda diyor ki; ‘İstanbul nüfusu, yerleşimi 15 milyonu geçemez.’ Onun için geleceğini tasarlamak istiyoruz bu kentin. İstanbul Planlama Ajansı’nı onun için var ettik. O kurumsal çatı altında, İstanbul’un bütün bileşenleriyle konuşup, kentin geleceğini konuşmak, tartışmak, hep birlikte karar vermek istiyoruz. Bu kente, aklını esenin ‘Ben şuraya şunu yapmak istiyorum, ben buraya bunu yapmak istiyorum, şuradan şunu geçirmek istiyorum’ diyememesi lazım. Akılla, bilimle, toplumla uzlaşarak, toplumla konuşarak yapılması gereken işlerdir bu işler. Onun için her yapılan bazı görsel binalar, şunlar, bunlar, ‘çok verimlidir, çok iyidir’ anlamına gelmez. Bedelini gelecek nesiller öder ama maddi ama manevi ama doğayla ilgili bedelini gelecek nesiller öder. O bakımdan biz, bu sorumluluk duygusuyla da görevimizi yerine getirmeye kararlılıkla devam edeceğiz” şeklinde konuştu.

“BU KONU, EKREM İMAMOĞLU MESELESİ DEĞİLDİR”

Her konuyu, her tehdidi vatandaşla paylaşıp, mücadelesini de onlarla beraber vereceklerine vurgu yapan İmamoğlu, “Bu konu, Ekrem İmamoğlu meselesi değildir. Bu konu, bir yöneticinin, bir zümrenin, bir siyasi partinin meselesi değildir. Doğruyu hep beraber bulma meselesidir. Hep beraber doğruyu bulacağız. O dedi diye doğru ya da bu dedi diye yanlış değil. Doğru nedir? Evrensel değerler üzerinden, akılla ve bilimle onu bulacağız. Bunu savunacağız ki; güzel çocuklarımıza, bu sevgili gençlere çok sağlıklı, çok verimli, suyu bol, yaşanabilir, yaşam kalitesi yüksek bir kent bırakalım” dedi. İSKİ Genel Müdürü Raif Mermutlu da konuşmasında, kente su sağlamak ve kirli suları arıtmak amacıyla yaptıkları çalışmaları özetledi. Mermutlu, “Bu yıl ‘Suyun Değeri’ temasıyla gerçekleştirdiğimiz afiş yarışmasında gördük ki; gençlerimiz suyun önemini çok iyi biliyor ve onu tasarruflu kullanmaya gayret ediyor. İnanıyorum ki, gençlerimizin bu gayretleri karşılık bulacak ve suya daha duyarlı bir nesil yetişecektir” ifadelerini kullandı.

GENÇ SANATÇILAR ÖDÜLLERİNİ ALDI

Konuşmalarını ardından İmamoğlu ve Mermutlu, ilk olarak belgeselde emeği geçen ekibi plaketle ödüllendirdi. Belgesele görüşleriyle katkı sunan 7 yaşındaki Sare Haberdar da plaket alanlar arasındaydı. İmamoğlu, 5 yaşındayken yaptığı ebru çalışmasını kendisine sunan Haberdar’a “İlham Veren Adımlar” kitabını hediye etti. İmamoğlu’nun Haberdar’a yönelik kullandığı, “Kızım olunca bir kez daha anladım ki; dünyayı kadınlar kurtaracak” sözleri alkış aldı. Yarışmada dereceye giren ortaokul (Hanenur Çalışkan, Naz Peri İrem Kurt, Ömer Akdağ) ve lise öğrencilerine (İbrahim Efe Bekci, Hilal Feyza Sarıgül, Burak Karaağaç) hediyelerini yine İmamoğlu ve Mermutlu verdi.

Genel

Sarıyer’in bir değerini daha kaybettik! Atilla Günaltay vefat etti

Published

on

blank

Sarıyer’de yaprak dökümü devam ediyor… Sarıyer’in önemli değerlerinden, eskilerinden, Kilyos Kayıkhane’nin sahibi Atilla Günaltay, geçirdiği kalp krizi sonucu 66 yaşında hayatını kaybetti.

Sarıyer, bir değerini daha kaybetti. Sarıyer’in eski, sevilen isimlerinden, gazetemizin İmtiyaz Sahibi Çetin Ali Aytaç’ın baba dostu, Kilyos’taki Kayıkhane Restoranı’nın sahibi Atilla Günaltay, geçirdiği kalp krizi sonucu 66 yaşında hayatını kaybetti.

Pazar günü akşam saatlerinde Kilyos’taki evine istirahate giden Günaltay’dan uzun süre haber alınamaması üzerine evine girenler cansız bedeni ile karşılaştı. Günaltay’ın kalp krizi sonucu vefat ettiği öğrenildi.

CENAZE TARİHİ BELLİ OLDU

Ani vefatıyla Sarıyerlileri yasa boğan Atilla Günaltay’ın cenaze tarihi belli oldu. Günaltay’ın cenazesi, yarın (7 Aralık 2022 Çarşamba) öğle namazına müteakip Kilyos Camii’nden kaldırılacak ve Ağlamış Dede Mezarlığı’na defnedilecektir.

Tüm Sarıyerliler’in ve Günaltay ailesinin başı sağolsun.

Continue Reading

Genel

İSKİ’den Sarıyer’in bazı mahalleleri için su kesintisi uyarısı

Published

on

blank

İSKİ, Sarıyer’in Rumelihisarı, Baltalimanı, Emirgan, İstinye, Yeniköy, Tarabya ve Kireçburnu mahallelerine 21 saat su verilemeyeceğini açıkladı.

İSKİ’den yapılan açıklamada, “

İsale hattı üzerine su yönetiminin verimliliğini arttırmak amacıyla mekanik ekipmanların montajı yapılacağından Sarıyer İlçesi: Rumelihisarı, Baltalimanı, Emirgan, İstinye, Yeniköy, Tarabya ve Kireçburnu mahallelerine 06.12.2022 Salı 10.00 ile 07.12.2022 Çarşamba 07.00 saatleri arasında 21 saat süreyle su verilemeyecektir. Sabır ve anlayışınız için teşekkür eder, bilgilerinize sunarız.” denildi.

 

Continue Reading

Genel

CHP Sarıyer Kadın Kolları’ndan basın açıklaması

Published

on

blank

CHP Sarıyer Kadın Kolları, 81 ilde eş zamanlı olarak “Kadınlara seçme ve seçilme hakkı”nın tanınmasının 88. yılına ilişkin bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

İşte CHP Sarıyer Kadın Kolları’nın basın açıklaması:

Bugün biz kadınlar için hayati öneme sahip olan en onurlu günlerden birisidir. Ülkemizin kurucusu ve kurtarıcısı Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün öncülüğünde, 5 Aralık 1934 tarihinde seçme ve seçilme hakkını kazandık. Dönemin Başbakanı İsmet İnönü’nün ifadesiyle Atatürk’ün “en ileri devrimlerinden” biri gerçekleşti.

Birçok gelişmiş ülkeden önce kazandığımız bu hak ile eşit yurttaş olma statüsüne kavuştuk. 1935 yılında gerçekleşen seçimlerde, kadınlar büyük bir hevesle haklarına sahip çıktı ve oylarını kullandı. Özellikle büyük şehirlerde, kadınların oy kullanma oranı erkeklere yakındı. Seçim sonucunda 17 kadın milletvekili Meclis’e girdi. 1936 yılında yapılan ara seçimle birlikte, kadın milletvekili sayımız 18’e çıktı. Böylece Meclis’teki kadın milletvekili oranımız yüzde 4,6 oldu. Bu oranla parlamentoda kadın temsilinde dünyada ikinci sırada yer aldık.

Aradan geçen 88 yıla rağmen; ilerlemek bir yana 129’uncu sıraya geriledik. Örneğin bu oran, 2011 yılında kadınların seçme ve seçilme hakkını kazandığı Suudi Arabistan’da yüzde 20, 2006’da aynı hakkın tanındığı Birleşik Arap Emirlikleri’nde ise yüzde 22,5’tur.

Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan 2021 Küresel Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’nda yer alan endekste ise Türkiye 156 ülke arasında 133. sıradadır.

Seçmen nüfusunun yarısını kadınlar oluşturmasına rağmen, kadınların karar alma süreçlerinde yeterince yer almamaları ve siyasette ‘eksik temsil’ edilmeleri bir demokrasi sorunudur.

Bu sorun öylesine büyük ki; araştırmalara göreTürkiye’nin tam cinsiyet eşitliğine ulaşma için 152 yıla ihtiya var. Oysaki biz kadınların 152 yıl beklemeye tahammülü yok!

Değerli Basın Mensupları,

Kadın kimliğinin, ulusal meclislerde ve yerel yönetimlerde temsili için belirlenmiş olan kritik eşik yüzde 33’dür. Peki, ülkemizde durum ne?

1934 yılından bu yana 23 Genel Seçim yapıldı. Toplam 11 bin 385 milletvekili Meclis’te görev yaptı. Bu vekillerin sadece yüzde 5’i, yani 598’i kadın. Bugün Meclis’teki 580 milletvekilinin ise yüzde 17,4’ü, yani 101’i kadın.

Ülkemizdeki 17 bakandan sadece biri, yani yüzde 5,8’i kadın.

1930-2019 yılları arasında yapılan 19 yerel seçimde, toplamda sadece 156 kadın belediye başkanı seçildi. Erkeklerde ise bu sayı 32 bin. 31 Mart yerel seçimlerine göre 1389 belediye başkanının sadece 37’si, yani yüzde 3’ü kadın.

2019 sonuçlarına göre, Türkiye’de toplam 50.217 muhtardan sadece 1.119’u kadın. Yani sadece yüzde 2’si. Kadın belediye meclis üyesi oranı en fazla yüzde 11, kadın il genel meclis üyesi oranı ise en fazla yüzde 3 olabildi.

Gördüğünüz gibi bu oranlar, dünyaca kabul edilen kritik eşiğin oldukça altında! Kısacası; Türkiye’de kadınlar siyasette yeterince temsil edilmiyor.

Değerli Basın Mensupları,

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak tüzüğümüzde de kritik eşik olan yüzde 33 cinsiyet kotasını hayata geçirdik. Elbette asıl hedefimiz tam eşitliktir. Ayrıca partimiz geçen yıl devrim niteliğinde bir adım attı. Kadınların siyasette eşit temsilini sağlayabilmek amacıyla, Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun ilk imzacısı olduğu yasa teklifimizi Türkiye Büyük Millet Meclisine sundu. Siyasi Partiler Yasası’nda değişiklik öngören bu teklifimizle, milletvekilli seçimlerinde, siyasi partilerin aday listelerinde, kadınerkek eşit temsilini sağlamayı hedefledik. Kadınların seçilebilecekleri sıralarda olmasıgaranti altına almak için, listelerin bir kadın bir erkek şeklinde “fermuar yöntemiile yapılmasını istedik. Bu teklifimiz AKP ve MHP oylarıyla reddedilmiş olsa da bizler eşitlik mücadelemizden asla vazgeçmeyeceğiz! Eşit bir Türkiye’yi kadın-erkek bir arada yeniden inşa edeceğiz. Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılını demokrasi ile taçlandıracağız!

 Değerli Basın Mensupları,

Eşitsizlik sorunumuzun tek nedeni var: ZİHNİYET!

“Ben kadın erkek eşitliğine inanmıyorum”,anneliği reddeden kadın eksiktir, yarımdır“, kadının kariyeri çocuk doğurmak” ifadelerini kullanan zihniyetten eşitlik beklenilemez.

Kadınların en temel hakkı olan yaşam hakkına sahip çıkamayan, koruma altında öldürülmelerine seyirci kalanlardan samimiyet umulamaz. Bu zihniyet; biz kadınların yaşam hakkını savunan İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmemizin tek nedenidir. Bukarar alındığından bu yana, yüzlerce kadın katledildi. Katiller, cinayeti işlemeden önce nasıl ceza indirimi alacaklarına dair internet araması yapıyorlar. Yargılanırken bahanelerin arkasına sığınıyorlar.Önceki yargı kararlarından cesaret alıyorlar

Biz yaşam hakkımızı gasp eden bu hukuksuz kararı asla tanımadık ve tanımayacağız!

İstanbul Sözleşmesi’nin hükümleri artık iç hukukumuzun bir parçasıdır. İktidardan tek talebimiz var: YASALARA DOKUNMA, UYGULA!

Zaten en geç 6 ay sonra iktidara gelip, ilk 24 saat içerisinde İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden yürürlüğe koyacağız. 

Değerli Basın Mensupları,

Toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamanın yolu; kadını güçlendirecek eşitlikçi politikalardan geçiyor. Bu amaçla partimiz, kadını güçlendirecek üç önemli projeye imza attı.

 İlki; iki yıl önce bugün İstanbul Sözleşmesi’nin bir maddesini hayata geçiren YAŞAMHAK projemizdir. Bilindiği gibi; 444 82 85 numaralı alo şiddet hattımız üzerinden, şiddet mağduru kadın ve çocuklara 7/24 ücretsiz hukuki ve psikolojik destek hizmeti sunuyoruz. Psikolojik, ekonomik, dijital, cinsel ve fiziksel şiddet mağduru kadınlara mahkemelerde, karakollarda, savcılıklarda, hastanelerde eşlik ediyoruz. Barolar, Sivil Toplum Kuruluşları ve Meslek Odaları ile protokoller imzalıyoruz. Cep telefonu uygulamamız sayesinde, şiddet mağduru kadınların bize tek tuşla ulaşmasını sağlıyoruz. Kendini güvende hissetmeyen kadınlara, yürürken ya da yolculuk ederken gideceği yere varıncaya kadar telefonun diğer ucunda eşlik ediyoruz.

İkincisiyoksulluğu bitirecek olan AİLE DESTEKLERİ SİGORTASI projemizdir. Aile Destekleri Sigortası ile asgari ücret ve altında geliri olan ya da hiç geliri olmayan tüm hanelerin hayatına dokunacağız. Maddi desteğin yanı sıra yaşam koşullarını iyileştireceğiz. Yoksulluğu yöneten AKP zihniyetine inat, bizler yoksulluğu bitiren olacağız! Sosyal devlet olmanın gereğini yerine getireceğiz. Yapılacak maddi katkıları kadının banka hesabına yatırarak, kadını güçlendireceğiz.

ÜçüncüsüKADIN İSTİHDAMI projemizdir. Aile içi bakım hizmetlerini kadınların omzuna yükleyen ve kadını istihdam dışına iten bu düzeni değiştirmek için adım attık. İktidarımızda, 5 yılda 6 milyon kişiye istihdam yaratacağız ve bunun 4 milyonu kadınlardan oluşacak. Bu istihdamı güven veren ve istikrar yaratan dört ayaklı bir stratejiyle hayata geçireceğiz. Birincisi; ülkemize yeniden hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi getireceğiz. İkincisi; üreten bir Türkiye tesis edeceğiz. Üçüncüsü; ürettiklerimizi hakça paylaşacağız. Masanın dördüncü ayağını da kalkınmanın ve sürdürülebilirliğin sağlandığı bir ekonomi oluşturuyor. Hiçbir çocuğun yatağa aç girmediği bir Türkiye’yi hep birlikte inşa edeceğiz.

 Toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için bütüncül politikaları hızla uygulamaya koyacağız!

Biz Cumhuriyet Halk Partili kadınlar, bugün 81 ilde,973 ilçede tek ses olduk ve haykırıyoruz:

EŞİT TEMSİL HAKTIR!

HAKKIMIZI ALANA KADAR MÜCADELEMİZ SÜRECEK!

Geliyor Gelmekte Olan!

Continue Reading

Popüler

blank