Connect with us

Genel

NİHAT GENÇ: AĞZI SALYALI YOBAZLARA DEVLETİ VER; DAĞITSINLAR, YESİNLER, KUDURSUNLAR…

Published

on

blank

Oda Tv yazarı Nihat Genç bugünkü yazısında,”Beğenmediğiniz Cumhuriyet 90 yıl iyi kötü dini değerleri ayakta tuttu, işte ağzı salyalı yobazlar kudurmuşça devlete fetva yetiştirmeye başlamasıyla, ortada ne devlet kaldı ne din!”açıklamasında bulundu.

Oda Tv’deki köşesinde gündeme dair sert açıklamalarda bulunan Nihat Genç, yobazların geçmişten günümüze yaptıklarını sert bir dille eleştirerek,”Yobazlar ne zaman devlet kurmuş da ihya etmiş, ağzı salyalı yobazlara devleti ver dağıtsınlar yesinler kudursunlar.”ifadelerini kullandı.

İşte Nihat Genç’in kaleme aldığı bugünkü yazısı:

Ordu, Balyoz Ergenekon’la tasfiye edilirken yahu askerin hepsine darbeci demeyin iyileri de var diyeni dahi hiç çıkmamıştı, ama şimdi cemaat darbe yapıp ortalığa bolca şaibeli cemaat lafı düşünce, şarlatanlar, aman Fetö cemaatiyle geleneğimizin cemaatlerini karıştırmayın diye feryat etmeye başladılar.

Niyeyse Meryem’in kucağında bebek İsa heykelleri tasvirleri geldi aklıma. Bir Mesih olarak Fetö darbesi başarılı olsaydı. Fetö’nün bebeklik heykelini nerelere dikeceklerdi. Merakım şu, bebek Fetö, kimin kucağında oturuyor olacaktı?

Bence bebek Fetö’yü işte bu ağzı salyalı yobaz yazarların kucağına oturtmalı.

Yobazlar ne zaman devlet kurmuş da ihya etmiş, ağzı salyalı yobazlara devleti ver dağıtsınlar yesinler kudursunlar.

Beğenmediğiniz Cumhuriyet 90 yıl iyi kötü dini değerleri ayakta tuttu, işte ağzı salyalı yobazlar kudurmuşça devlete fetva yetiştirmeye başlamasıyla, ortada ne devlet kaldı ne din!

Ve şimdi, ey seksen bin camii olan seksen milyon!

Hilesiz süt satan tek bir müslüman aranıyor.

Birbirinden şüphesi olmayan tek bir müslüman aranıyor.

Söyleyin bakalım bu hale kimlerin kucağında geldik!

Temiz halis Müslümanlığı nihayet özlediniz mi, o halde herşeyi yeniden tersine çevirmeliyiz, önce ağzı salyalı cübbeliye yeniden ‘yobaz’diyebilecek gücün olmalı.

Gerici ve irtica kavramlarını yeniden kullanabilmelisin.

Pensilvanya’ya emanet ettiğin hoşgörüyü ve insanlık değerlerini yeniden asli sahipleri Hacı Bektaş’a Yunus Emre’ye verebilmelisin ve dine saygın yerini gösteren cumhuriyetin liyakat ve hukuk değerlerini nihayet anlamalı, barışmalısın.

Ey okuyucu, bu salyalı yobazlara ağızlarının payını vermekten bir an geri kalmayacaksın!

Sanki, Eski Yunan’ın tanrıları öyle doğaüstü güçlere sahip ve öylesine saçmalıyorlardı ki ‘bilgelik’ ve ‘akıl’ insanlara kaldı, diyesim geliyor.

Oysa İslam’ın Tanrısı herşeyden münezzeh ilahi mükemmel bir akıl, bu yüzden mi, doğaüstü güç mucizeleriyle şarlatanca saçmalamak müslüman din adamlarına kaldı.

Ah çok helak oldunuz, yeniden temiz Müslümanlığı mı arzuluyorsunuz, önce olağanüstü şeyleri şeyhlerin elinden sizler alın ve Allah’ın tasarrufuna bırakın.

İnsan olarak aklın mantığın normaline dönmekten ve parasızlıktan ve kovulmaktan ve tek başına yaşamaktan, korkmayın.

İlahiyat hocaları o kadar pervasız o kadar aptal ki Tanrıya iki de bir olağanüstü doğaüstü rol vererek Tanrı fikrini zayıflattıklarının farkında dahi değiller.

Tanrı’ya sonsuz bir güç atfetmek için saçma sapan mesellerden din yaratıyorlar, mesela salyalı yobaz şöyle anlatır, ‘Allah şu elimdeki bardağı isterse yok eder!’

Bin yıl geçti, Allah sihirbaz mı önündeki bardağı niye yok etsin, diyeni çıkmadı.

Üstelik kimya yasalarında hiçbir şey yok olmaz, o bardağı kara deliğe dahi atsan sadece küçülür, dönüşür ama yok olmaz.

Tanrı’yı neden illüzyonist gibi görüyorsun, şunun için, bu tartışma sonunda şuraya çıkıyor onun için:‘…bardağı yok eden kurban olduğum Allah, dün gece rüyama peygamberi gönderdi. Peygamberimiz bu camii için para toplayın dedi…’

İşte tam da böyle gerçek bir abrakadabra numarası, önce bardağı yok ediyor sonra eller cebe.

Oysa fizik kimya yasalarını anlamak pek tabii ilahi sebebin yasalarını anlamaktır.

Mesela Tanrı’yı ne kadar tanıyoruz, günümüz fizik ve kimya sınırları kadar, ey salyalı yobaz, bunu söyleyebilecek cesaret orada kimsede yok mu?

Fizik kimya denilince niçin acı çekip sarımsak görmüş gibi kıvranıyorsun.

Tanrı’nın sonsuz gücünü tanımlamak için saçma sapan şeyhim uçtu laflarını halkı söğüşlerken abrakadabra numarasına çevirmekten bin yıldır hiç mi rahatsız değilsin?

Akıl’dan niçin ürküyorsun, aklı da Allah yaratmadı mı?

Aklı, bu akıl kafir icadıdır, akılla iman olmaz diyenlerin konuşmaları şöyle bitiyor:‘nihayet akılsızları yanımıza alıp dini kafirlerin hücumlarından kurtardık…’

Aklı niçin kafirin malı haline getiriyorsun, aklı niçin yanına almıyorsun?

Salyalı yobaz, bilim denince neden İslam’ı Galile’nin karşısına çıkan kilisenin yanına koyuyorsun. İslam, 9, 10, 11.nci yüzyıllarda gökbiliminden tıbba optiğe cebire kadar her bilimi özgürce ve komplekssizce yapmadı mı?

Ey salyalı yobaz, İslam’ı kilise gibi Danrwin’in karşısına niçin çıkartıyorsun, bu kilise manyaklığından size ne, aklımızı tam kullanabildiğimiz bir merhalede insan oluvermişiz, deyip çıkıver işin içinden, niye sabaha kadar ota böceğe kertenkeleye küfrediyorsun, sana ne?

KUTSAL MEKANLARINI BOMBALAYIP ELİNDEN ALIYORLAR

Hem kafire benzemeyeceğim diyorsun ama engizisyon kilisesinin bütün hastalıklarını üstleniyorsun, kafire benzemeyeceğim diyorsun, kadınlarını dahi kiliseden özenti rahibeler gibi giydiriyorsun.

9,10,11.nci yüzyıllarda müslüman alimlerin böyle kompleksleri yoktu, sonraki Osmanlı yüzyıllarında ne olduysa, evin en altındaki ahır hayvanları hoca diye fetva diye ortalığa salındı.

İki yüzyıldır basit bir sorunu çözemiyor, tüm müslüman alemin aşağılanmasına eziyet çekmesine mahvına sebep oluyorsun!

Ey salyalı yobaz, modern çağın biçimlerinden ve biçimlendirmesinden niçin kıllanıyorsun, suyu ha bardakla içmişsin ha elle ha tasla, ne fark eder? Özü merhamet-şefkat-insanlık-eşitlik-adalet olan değerleri yaşamak önemli. Biçime takılıp kalmışsın, sakal tespih cübbe şalvar beynini kalbini tıkamış, çıkamıyorsun.

Adaleti merhameti eşitliği bir yana bırakıp sakal cübbe şalvar kıyafet takıntısına saplanıp hala bir ‘insan’ olarak ortaya çıkmaktan neden korkuyorsun?

Henüz aklınız baliğ olmadı mı?

İnsan muamelesi görebilmek için insanların ürettiği fiziğe kimyaya bilime felsefeye karşı 9,10,11. nci yüzyıllarda olduğu gibi bir şey söylemeyecek misin?

Bir şey bilip anlayıp söyleyemediğin için dünyalılar tarafından ‘deli’ ve ‘terörist’ muamelesi görüyorsun.

Ve şimdi dünyalıların seninle dalga geçip oynamasının sebebi budur, delilerin vasiliği olmaz deyip hiçbir siyasi ve diplomatik hesap vermeden dinini ve kutsal mekanlarını bombalayıp elinden alıyorlar.

Dünya büyürken neden büyüyemiyorsun, tarihin gelişimine aklın mı yetmiyor, neden bilime sanata sosyal hayata fetvaların yetişemiyor!

Tohumuyla (esasıyla) oynana oynana şarlatanlar bu geleneğin genetiğini çoktan bozup dağıttı, koca müslüman dünyasını güdük cüce zavallı dilenci kambur yaralı mülteci vatansız ordusuz bıraktı.

Şu ‘insan’ denilen şey tam olarak nedir, bir anlatıversen?

İnsan olamayanların ya evcil hayvan gibi (suudlar) sevildiği ya da azmışları demir kafesler içinde vesayet altına alındığı bir dünyada (Işid, Ortadoğu) yaşadığını niçin görmezden geliyorsun?

Kardeşlerim, bu salyalı yobazlar başka bir kültürel çağa ait.

Bugünün gerçek dünyasına rüştlerini ispatlamış değiller.

Rüştlerini ispatlayabilmek için akademide sanatta siyasette yüksek bilgi beceriler göstermek ve dünyanın sorunlarına aklı başında cevaplar üretmek zorunda olduklarının farkında hala hiç değiller.

Dünyanın bilimine sanatına felsefesine cevap veremediği için yozlaşıp saldırganlaşan ve teröriste dönüşen bu salyalı yobazların, artık bütün kıta parçalarında ellerinde ne devlet kaldı ne din kaldı, seccadelerini serecekleri toprak parçası kalmadı.

Şuraya bakın, Fetö itirafçılara göre, yakınları koca adamları tekme tokat dövüyormuş, aynı Fetö rüyasında peygamberle istişare yapıyormuş.

Bu örnek vaka, aslında salyalı yobazın İslamını çok iyi anlatıyor:

Hem görünmeyenleri gören bir imanları ve gaip bilgileri var hem zorbaca dayak atıyorlar.

Gaip bilgisi olan ermiş niçin dayak atsın?

Görünmeyeni görüp iman edenin nuru kişisel öfkesini hırsını gaddarlığı neden yok edemiyor?

Gece nurla görüşüp sabah halka zorbalık yapan bu İslam anlayışını bu topraklara hangi cemaatler hangi yobazlar getirdi?

Salyalı yobaz ilahiyat hocalarının her şeyi yasaklayan ali kıran baş kesen bu deccal fetvaları, kaynağını hangi nurdan hangi gaipten hangi özel ilahi imtiyazdan alıyor?

Asıl hayretim şu, yaşlanıp kemale ermesi beklenen ilahiyat hocalarının, yaşlandıkça daha da kudurganlaşmasının sebebi nedir?

Söyleyeyim, bir ömür, soyut stilize kutsanmış hayatlarla, yani yaşanmamış ilahi hayatlarla kendi hayatına çeki düzen vermeye çalışmışlar, ancak eti kanı ihtiyaçları öfkesiyle kendi bedeni, bu ilahi kalıplara uymamış ve sonunda delirmeye başlamış ve bu delilik nöbetlerinden ‘din’icat etmeye koyulmuşlar.

Oysa, ilahi yaşanmamış hayatlarla değil, kendi insan kalıbını psikolojik biyolojik gerçeklerini anlayacak bir eğitim tecrübe içinden geçirebilseydi, o insan kalıbı, bütün insanların kardeş kalıbına uyabilecekti.

Ve insanları insanlığı anlayabilecek, fetvaları-düşünce şekli kudurma nöbetleri geçirmeden, ‘insanileşecekti!”

Kendi tecrübelerinden hayat dersleri çıkartacak kadar bir kişilikleri olmayan cüceler, insanlığa ilahi nizam vermek için salyalarıyla yola çıkmışlar, dur diyen destur diyen bu hortlaklara sarımsak gösteren olmamış.

Kendi bedenlerini tanıyacak kadar bir cesaretleri merakları olamadı ama gezegenlerin sırrına ermiş gibi konuşmayı marifet sandılar.

VE HAZİN SON

Piskopatlaşma sebepleri budur: sandılar ki insanı Tanrı’ya yakınlaştıran emirlere motomat robot gibi uymak, robotlaştırdıkları insanları Tanrı’ya değil kendi ceplerine köle yaptılar.

Oysa, ihtiyaçlarını ve sınırlarını bilip özgür iradesini keyfince kullanabilen insanlar Tanrı’ya ve insanlığa daha yakındır.

Salyalı yobazlar!

Kendi gibi kendine güvenemeyen bakteri virüs insan türü yetiştirip ve bu zavallı böcekleri cehennemle korkutmak cehennemde yakmaktan bin yıldır yorulmadılar.

Doğrudur, kendine güvenini kaybetmiş her insanı artık cinler ve hurafeler ve bu salyalı yobazlar yönetir!

İnsanı insan gibi değil ilahi bir kalıba sokmak isteyişlerinin sebebi, insan gerçekliğini ıskalamak, insan bedeni ve ihtiyaçları ve varlığını, dinden imandan çıkartmak ve insanların hukuk güvenlik eşitlik gibi en temel ihtiyaçları karşısında dünyevi sorumluluk üstlenmemek.

Geçin bu ilahi kalıpları, oysa kardeşlerim, tam tersidir insan olabilmek!

İnsan melek değildir diyebilen insan, meleklere daha yakındır.

İnsanlar melektir nurdur ve şeytandır dilini kullanan insanlar ise, şüpheniz olmasın şeytanın hokkabazın ta kendisidir.

İnsan gerçekliğini unutturup yok sayarak: İşte her büyük suçun altından ‘din’ çıkmaya böyle başladı.

Ağızlarından Allah din çıkmadan ‘servet’ yapamaz hale böyle geldiler.

Kendi kişisel ihtiyaçlarını keyiflerini götlerinin kıllarını din haline böyle getirdiler.

Ve bu kişisel ihtiyaçlarını sürdürebilmek için kötülük şeytanlık gaddarlık yapmayı dinin emriymiş gibi ‘zorbalık’ haline böyle getirdiler.

Ve hazin son:

Her toplum, ilkel toplumdan uygar çağlara kadar, çoluk çocuk aile yaşlı küçük büyük bir arada yaşar.

Bu salyalı yobazların diniyle bakın toplum ne hale geldi: çocuklarla yaşlılar artık bir arada yaşayamıyor.

Çocukları sapık öğretmenleri iğfal ediyor, yan yana getiremiyor korkuyorsun.

Çocukları sapık şeyhler beynini yıkayıp devletine halkına silah çektiriyor, vatan haini diye tutukluyorsun.

Çocukları canlı bomba yapıyorlar, dünyanın sokaklarını infilak ettiriyorlar.

Bir çocuk bulmasınlar ya iğfal ediyor ya canlı bomba yapıyor ya vatan haini ajan yapıyorlar.

Benim çocukluğumda büyükler ve yaşlılar şöyleydi: çocuklara dünyanın nimetlerini ahlakını merhametini tecrübelerini güzelliklerini hikayelerle anlatan bilgeler!

Çocukları tarihin dünün geleneğin tecrübenin milli değerlerine bağlayan en cana yakın sıcacık kültür abideleri!

Artık.

Ortalıkta çocuğumuzu güvenip teslim edebileceğimiz bir müslüman kalmamış!

Ve hala yaşadığımız bu toplumsal ve siyasi felaketin farkında hiç değilsiniz!

Farkında değilsiniz, cebiniz doluyor çünkü.

Arsalar araziler ihaleler havuzlar akıyor, devletten imardan halktan söğüşledikleriniz, akıyor!

Nihat Genç-Oda Tv

Click to comment

Bir Cevap Yazın

Genel

Sarıyer’de Betül Demir rüzgarı esti

Published

on

blank

Sarı Platform Derneği’nin düzenlediği 2. Sarıyer Festivali, Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda Betül Demir’in coşkulu konseriyle devam etti. Binlerin akın ettiği konser, İzmir Marşı ile son buldu.

Sarı Platform Derneği’nin düzenlediği 2. Sarıyer Festivali, ikinci gününde sanatçı Betül Demir ile Sarıyerlileri buluşturdu. Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda düzenlenen konserde Betül Demir, birbirinden güzel şarkılarını alanı dolduran binlerce kişiyle birlikte söyledi. Konser devam ederken çocukların bariyerin ön kısmına geçmesini isteyen Demir, şarkılarını çocuklarla söylemeye devam etti.

blank

CÜNEYT GÜL ÇİÇEK TAKDİM ETTİ

Sarı Platform Derneği İkinci Başkanı Cüneyt Gül, konser devam ederken sahneye çıkarak Betül Demir’e çiçek takdim etti, teşekkür etti. Ünlü sanatçı Betül Demir de, çiçek için Gül’e teşekkür etti ve Sarı Platform’un bu zamana kadarki yapmış olduğu başarılı çalışmaları takdir ettiğini ifade etti. Daha sonra konserine devam eden Demir, coşkulu konserini binlerin de eşlik ettiği İzmir Marşı ile sonlandırdı.

blank

GRİPİN KONSERİ İLE SON BULACAK

Sarı Platform Derneği tarafından düzenlenen ve 5 Ağustos Cuma günü başlayan 2. Sarıyer Festivali, bugün (7 Ağustos Pazar) saat 20:30’daki Gripin konseri ile son bulacak. Konser, festivalin yer aldığı Kireçburnu Haydar Aliyev Parkı’nda gerçekleşecek.

Continue Reading

Genel

İSKİ İstinye’deki su kaçakları için düğmeye bastı

Published

on

blank

İSKİ, İstinye’deki eskimiş altyapı sorununa el attı, çelik isale hattı yenileme çalışmalarına başladı. Bölgede incelemelerde bulunan Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, yapılan çalışma ile su kaçaklarının tamamen önleneceğinin müjdesini verdi.

Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İSKİ ekiplerinin İstinye Köyiçi Caddesi’ndeki çelik ishale hattı yenileme çalışmalarını yerinde inceledi. Başkan Genç’e İSKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa, Su İnşaat Dairesi Başkanı Secaattin Varer, başkan yardımcıları ve meclis üyeleri de eşlik etti. Çalışmalar hakkında bilgi alan Başkan Genç, İSKİ ekiplerine bir kez daha teşekkür etti. Dr. Şafak Başa ise “Bundan sonra Sarıyer’de İSKİ’yi daha fazla göreceksiniz” diye konuştu.

SU KAÇAKLARININ ÇOĞUNLUĞU ESKİMİŞ ALTYAPIDAN KAYNAKLI

Çalışmaları yerinde inceleyen Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, “Çok önemli hatalar, eksikliklerden söz ettiler bize arkadaşlar. Mesela bir su kaçağından bahsettiler ve bu bilinebilecek bir su kaçağı değil. Ama yıllardır vatandaşın suyu denize gidiyormuş. İsale hatlarının belli dönemlerde yenilenmesi gerekiyor. İstanbul’un en büyük sıkıntısı da bu. Su kaçaklarının büyük çoğunluğu altyapı eskimesinden kaynaklanan kaçaklar. Bu çalışma ile tüm sıkıntılar giderilmiş olacak. Bu kadar yoğun trafiğin olduğu merkezi bir yerde çalışma zorlukları var. Ben vatandaşlarımızdan sabır göstermeleri istiyorum. Emek veren arkadaşlarımız için de kolaylık diliyorum. Bizler onların işini kolaylaştırmak anlamında elimizden ne gelirse yapacağız” dedi.

SIKINTILI BÖLGELERE EN KISA ZAMANDA MÜDAHALE EDECEĞİZ

Proje hakkında bilgi veren İSKİ Genel Müdürü Dr. Şafak Başa ise şöyle konuştu: “Bunlar uzun yıllardır el değmemiş ana isale hatlarımız. Zaman zaman arıza verdiğinde bölgede su sıkıntısı yaşatan hatlarımız. Belki hatırlarsınız yılbaşında Yeniköy içlerinde böyle bir sıkıntı yaşadık. Bir süre vatandaşımıza su verilememiştir. Bunları bir program dahilinde yenilememiz gerekiyordu. Ana ishale hatları çok önemli. Kayıp – kaçakları engellemek amacıyla Yeniköy’den İstinye’ye doğru çalışmaya başladık. Hem kayıp-kaçakların önüne geçmek hem de burada kesintisiz bir su arzını sağlamak için bu önemli yatırımı Sarıyer halkına hediye ettik. Vatandaşlarımızın mağdur olmaması için de gerekli tedbirleri alıyoruz. Betonlama ve asfaltlama yaparak çalışmalarımızı ilerlettiğimiz notaları da hızla toparlıyoruz. Burada trafik güvenliği ve akışı açısından yaşanabilecek sorunları da Sarıyer Belediyemiz ve zabıtamızın desteğiyle en kısa zamanda çözüme kavuşturmayı planlıyoruz. Başkanımıza çalışma alanımızı ziyaret ettiği için çok teşekkür ediyoruz. Bundan sonra Sarıyer’de İSKİ’yi daha fazla göreceksiniz. Bizim yine atık su noktasında eksikliklerimiz var. Onların da plan-projeleri bitti en kısa zamanda altyapısal olarak sıkıntılı bölgelere müdahale edeceğiz.”

Continue Reading

Genel

Emirgan Sahili’nde ölüm kalım mücadelesi

Published

on

blank

Emirgan Sahili’nde serinlemek için denize giren Tunus uyruklu adam, akıntıya kapılınca boğulma tehlikesi geçirdi. Denizde bir süre ölüm kalım mücadelesi veren adamı Sahil Güvenlik ekipleri kurtararak karaya çıkarttı.

Olay, dün saat 18.30 sıralarında Sarıyer Emirgan sahilinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre Tunus uyruklu bir adam akşam saatlerinde serinlemek için sahilden denize girdi. Bir süre suda yüzen adam rüzgarın da etkisiyle boğazın akıntısına kapıldı. Denizde boğulma tehlikesi geçiren adamı gören çevredeki vatandaşlar Sahil Güvenlik Komutanlığı ekiplerine ihbarda bulundu. İhbar üzerine kısa sürede olay yerine gelen ekipler, denizde ölüm kalım mücadelesi veren adamı önce bota aldı ardından da karaya çıkarttı.

Tunus uyruklu adamın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi.

Continue Reading

Popüler

blank