Connect with us

Genel

NİHAT GENÇ: AĞZI SALYALI YOBAZLARA DEVLETİ VER; DAĞITSINLAR, YESİNLER, KUDURSUNLAR…

Published

on

blank

Oda Tv yazarı Nihat Genç bugünkü yazısında,”Beğenmediğiniz Cumhuriyet 90 yıl iyi kötü dini değerleri ayakta tuttu, işte ağzı salyalı yobazlar kudurmuşça devlete fetva yetiştirmeye başlamasıyla, ortada ne devlet kaldı ne din!”açıklamasında bulundu.

Oda Tv’deki köşesinde gündeme dair sert açıklamalarda bulunan Nihat Genç, yobazların geçmişten günümüze yaptıklarını sert bir dille eleştirerek,”Yobazlar ne zaman devlet kurmuş da ihya etmiş, ağzı salyalı yobazlara devleti ver dağıtsınlar yesinler kudursunlar.”ifadelerini kullandı.

İşte Nihat Genç’in kaleme aldığı bugünkü yazısı:

Ordu, Balyoz Ergenekon’la tasfiye edilirken yahu askerin hepsine darbeci demeyin iyileri de var diyeni dahi hiç çıkmamıştı, ama şimdi cemaat darbe yapıp ortalığa bolca şaibeli cemaat lafı düşünce, şarlatanlar, aman Fetö cemaatiyle geleneğimizin cemaatlerini karıştırmayın diye feryat etmeye başladılar.

Niyeyse Meryem’in kucağında bebek İsa heykelleri tasvirleri geldi aklıma. Bir Mesih olarak Fetö darbesi başarılı olsaydı. Fetö’nün bebeklik heykelini nerelere dikeceklerdi. Merakım şu, bebek Fetö, kimin kucağında oturuyor olacaktı?

Bence bebek Fetö’yü işte bu ağzı salyalı yobaz yazarların kucağına oturtmalı.

Yobazlar ne zaman devlet kurmuş da ihya etmiş, ağzı salyalı yobazlara devleti ver dağıtsınlar yesinler kudursunlar.

Beğenmediğiniz Cumhuriyet 90 yıl iyi kötü dini değerleri ayakta tuttu, işte ağzı salyalı yobazlar kudurmuşça devlete fetva yetiştirmeye başlamasıyla, ortada ne devlet kaldı ne din!

Ve şimdi, ey seksen bin camii olan seksen milyon!

Hilesiz süt satan tek bir müslüman aranıyor.

Birbirinden şüphesi olmayan tek bir müslüman aranıyor.

Söyleyin bakalım bu hale kimlerin kucağında geldik!

Temiz halis Müslümanlığı nihayet özlediniz mi, o halde herşeyi yeniden tersine çevirmeliyiz, önce ağzı salyalı cübbeliye yeniden ‘yobaz’diyebilecek gücün olmalı.

Gerici ve irtica kavramlarını yeniden kullanabilmelisin.

Pensilvanya’ya emanet ettiğin hoşgörüyü ve insanlık değerlerini yeniden asli sahipleri Hacı Bektaş’a Yunus Emre’ye verebilmelisin ve dine saygın yerini gösteren cumhuriyetin liyakat ve hukuk değerlerini nihayet anlamalı, barışmalısın.

Ey okuyucu, bu salyalı yobazlara ağızlarının payını vermekten bir an geri kalmayacaksın!

Sanki, Eski Yunan’ın tanrıları öyle doğaüstü güçlere sahip ve öylesine saçmalıyorlardı ki ‘bilgelik’ ve ‘akıl’ insanlara kaldı, diyesim geliyor.

Oysa İslam’ın Tanrısı herşeyden münezzeh ilahi mükemmel bir akıl, bu yüzden mi, doğaüstü güç mucizeleriyle şarlatanca saçmalamak müslüman din adamlarına kaldı.

Ah çok helak oldunuz, yeniden temiz Müslümanlığı mı arzuluyorsunuz, önce olağanüstü şeyleri şeyhlerin elinden sizler alın ve Allah’ın tasarrufuna bırakın.

İnsan olarak aklın mantığın normaline dönmekten ve parasızlıktan ve kovulmaktan ve tek başına yaşamaktan, korkmayın.

İlahiyat hocaları o kadar pervasız o kadar aptal ki Tanrıya iki de bir olağanüstü doğaüstü rol vererek Tanrı fikrini zayıflattıklarının farkında dahi değiller.

Tanrı’ya sonsuz bir güç atfetmek için saçma sapan mesellerden din yaratıyorlar, mesela salyalı yobaz şöyle anlatır, ‘Allah şu elimdeki bardağı isterse yok eder!’

Bin yıl geçti, Allah sihirbaz mı önündeki bardağı niye yok etsin, diyeni çıkmadı.

Üstelik kimya yasalarında hiçbir şey yok olmaz, o bardağı kara deliğe dahi atsan sadece küçülür, dönüşür ama yok olmaz.

Tanrı’yı neden illüzyonist gibi görüyorsun, şunun için, bu tartışma sonunda şuraya çıkıyor onun için:‘…bardağı yok eden kurban olduğum Allah, dün gece rüyama peygamberi gönderdi. Peygamberimiz bu camii için para toplayın dedi…’

İşte tam da böyle gerçek bir abrakadabra numarası, önce bardağı yok ediyor sonra eller cebe.

Oysa fizik kimya yasalarını anlamak pek tabii ilahi sebebin yasalarını anlamaktır.

Mesela Tanrı’yı ne kadar tanıyoruz, günümüz fizik ve kimya sınırları kadar, ey salyalı yobaz, bunu söyleyebilecek cesaret orada kimsede yok mu?

Fizik kimya denilince niçin acı çekip sarımsak görmüş gibi kıvranıyorsun.

Tanrı’nın sonsuz gücünü tanımlamak için saçma sapan şeyhim uçtu laflarını halkı söğüşlerken abrakadabra numarasına çevirmekten bin yıldır hiç mi rahatsız değilsin?

Akıl’dan niçin ürküyorsun, aklı da Allah yaratmadı mı?

Aklı, bu akıl kafir icadıdır, akılla iman olmaz diyenlerin konuşmaları şöyle bitiyor:‘nihayet akılsızları yanımıza alıp dini kafirlerin hücumlarından kurtardık…’

Aklı niçin kafirin malı haline getiriyorsun, aklı niçin yanına almıyorsun?

Salyalı yobaz, bilim denince neden İslam’ı Galile’nin karşısına çıkan kilisenin yanına koyuyorsun. İslam, 9, 10, 11.nci yüzyıllarda gökbiliminden tıbba optiğe cebire kadar her bilimi özgürce ve komplekssizce yapmadı mı?

Ey salyalı yobaz, İslam’ı kilise gibi Danrwin’in karşısına niçin çıkartıyorsun, bu kilise manyaklığından size ne, aklımızı tam kullanabildiğimiz bir merhalede insan oluvermişiz, deyip çıkıver işin içinden, niye sabaha kadar ota böceğe kertenkeleye küfrediyorsun, sana ne?

KUTSAL MEKANLARINI BOMBALAYIP ELİNDEN ALIYORLAR

Hem kafire benzemeyeceğim diyorsun ama engizisyon kilisesinin bütün hastalıklarını üstleniyorsun, kafire benzemeyeceğim diyorsun, kadınlarını dahi kiliseden özenti rahibeler gibi giydiriyorsun.

9,10,11.nci yüzyıllarda müslüman alimlerin böyle kompleksleri yoktu, sonraki Osmanlı yüzyıllarında ne olduysa, evin en altındaki ahır hayvanları hoca diye fetva diye ortalığa salındı.

İki yüzyıldır basit bir sorunu çözemiyor, tüm müslüman alemin aşağılanmasına eziyet çekmesine mahvına sebep oluyorsun!

Ey salyalı yobaz, modern çağın biçimlerinden ve biçimlendirmesinden niçin kıllanıyorsun, suyu ha bardakla içmişsin ha elle ha tasla, ne fark eder? Özü merhamet-şefkat-insanlık-eşitlik-adalet olan değerleri yaşamak önemli. Biçime takılıp kalmışsın, sakal tespih cübbe şalvar beynini kalbini tıkamış, çıkamıyorsun.

Adaleti merhameti eşitliği bir yana bırakıp sakal cübbe şalvar kıyafet takıntısına saplanıp hala bir ‘insan’ olarak ortaya çıkmaktan neden korkuyorsun?

Henüz aklınız baliğ olmadı mı?

İnsan muamelesi görebilmek için insanların ürettiği fiziğe kimyaya bilime felsefeye karşı 9,10,11. nci yüzyıllarda olduğu gibi bir şey söylemeyecek misin?

Bir şey bilip anlayıp söyleyemediğin için dünyalılar tarafından ‘deli’ ve ‘terörist’ muamelesi görüyorsun.

Ve şimdi dünyalıların seninle dalga geçip oynamasının sebebi budur, delilerin vasiliği olmaz deyip hiçbir siyasi ve diplomatik hesap vermeden dinini ve kutsal mekanlarını bombalayıp elinden alıyorlar.

Dünya büyürken neden büyüyemiyorsun, tarihin gelişimine aklın mı yetmiyor, neden bilime sanata sosyal hayata fetvaların yetişemiyor!

Tohumuyla (esasıyla) oynana oynana şarlatanlar bu geleneğin genetiğini çoktan bozup dağıttı, koca müslüman dünyasını güdük cüce zavallı dilenci kambur yaralı mülteci vatansız ordusuz bıraktı.

Şu ‘insan’ denilen şey tam olarak nedir, bir anlatıversen?

İnsan olamayanların ya evcil hayvan gibi (suudlar) sevildiği ya da azmışları demir kafesler içinde vesayet altına alındığı bir dünyada (Işid, Ortadoğu) yaşadığını niçin görmezden geliyorsun?

Kardeşlerim, bu salyalı yobazlar başka bir kültürel çağa ait.

Bugünün gerçek dünyasına rüştlerini ispatlamış değiller.

Rüştlerini ispatlayabilmek için akademide sanatta siyasette yüksek bilgi beceriler göstermek ve dünyanın sorunlarına aklı başında cevaplar üretmek zorunda olduklarının farkında hala hiç değiller.

Dünyanın bilimine sanatına felsefesine cevap veremediği için yozlaşıp saldırganlaşan ve teröriste dönüşen bu salyalı yobazların, artık bütün kıta parçalarında ellerinde ne devlet kaldı ne din kaldı, seccadelerini serecekleri toprak parçası kalmadı.

Şuraya bakın, Fetö itirafçılara göre, yakınları koca adamları tekme tokat dövüyormuş, aynı Fetö rüyasında peygamberle istişare yapıyormuş.

Bu örnek vaka, aslında salyalı yobazın İslamını çok iyi anlatıyor:

Hem görünmeyenleri gören bir imanları ve gaip bilgileri var hem zorbaca dayak atıyorlar.

Gaip bilgisi olan ermiş niçin dayak atsın?

Görünmeyeni görüp iman edenin nuru kişisel öfkesini hırsını gaddarlığı neden yok edemiyor?

Gece nurla görüşüp sabah halka zorbalık yapan bu İslam anlayışını bu topraklara hangi cemaatler hangi yobazlar getirdi?

Salyalı yobaz ilahiyat hocalarının her şeyi yasaklayan ali kıran baş kesen bu deccal fetvaları, kaynağını hangi nurdan hangi gaipten hangi özel ilahi imtiyazdan alıyor?

Asıl hayretim şu, yaşlanıp kemale ermesi beklenen ilahiyat hocalarının, yaşlandıkça daha da kudurganlaşmasının sebebi nedir?

Söyleyeyim, bir ömür, soyut stilize kutsanmış hayatlarla, yani yaşanmamış ilahi hayatlarla kendi hayatına çeki düzen vermeye çalışmışlar, ancak eti kanı ihtiyaçları öfkesiyle kendi bedeni, bu ilahi kalıplara uymamış ve sonunda delirmeye başlamış ve bu delilik nöbetlerinden ‘din’icat etmeye koyulmuşlar.

Oysa, ilahi yaşanmamış hayatlarla değil, kendi insan kalıbını psikolojik biyolojik gerçeklerini anlayacak bir eğitim tecrübe içinden geçirebilseydi, o insan kalıbı, bütün insanların kardeş kalıbına uyabilecekti.

Ve insanları insanlığı anlayabilecek, fetvaları-düşünce şekli kudurma nöbetleri geçirmeden, ‘insanileşecekti!”

Kendi tecrübelerinden hayat dersleri çıkartacak kadar bir kişilikleri olmayan cüceler, insanlığa ilahi nizam vermek için salyalarıyla yola çıkmışlar, dur diyen destur diyen bu hortlaklara sarımsak gösteren olmamış.

Kendi bedenlerini tanıyacak kadar bir cesaretleri merakları olamadı ama gezegenlerin sırrına ermiş gibi konuşmayı marifet sandılar.

VE HAZİN SON

Piskopatlaşma sebepleri budur: sandılar ki insanı Tanrı’ya yakınlaştıran emirlere motomat robot gibi uymak, robotlaştırdıkları insanları Tanrı’ya değil kendi ceplerine köle yaptılar.

Oysa, ihtiyaçlarını ve sınırlarını bilip özgür iradesini keyfince kullanabilen insanlar Tanrı’ya ve insanlığa daha yakındır.

Salyalı yobazlar!

Kendi gibi kendine güvenemeyen bakteri virüs insan türü yetiştirip ve bu zavallı böcekleri cehennemle korkutmak cehennemde yakmaktan bin yıldır yorulmadılar.

Doğrudur, kendine güvenini kaybetmiş her insanı artık cinler ve hurafeler ve bu salyalı yobazlar yönetir!

İnsanı insan gibi değil ilahi bir kalıba sokmak isteyişlerinin sebebi, insan gerçekliğini ıskalamak, insan bedeni ve ihtiyaçları ve varlığını, dinden imandan çıkartmak ve insanların hukuk güvenlik eşitlik gibi en temel ihtiyaçları karşısında dünyevi sorumluluk üstlenmemek.

Geçin bu ilahi kalıpları, oysa kardeşlerim, tam tersidir insan olabilmek!

İnsan melek değildir diyebilen insan, meleklere daha yakındır.

İnsanlar melektir nurdur ve şeytandır dilini kullanan insanlar ise, şüpheniz olmasın şeytanın hokkabazın ta kendisidir.

İnsan gerçekliğini unutturup yok sayarak: İşte her büyük suçun altından ‘din’ çıkmaya böyle başladı.

Ağızlarından Allah din çıkmadan ‘servet’ yapamaz hale böyle geldiler.

Kendi kişisel ihtiyaçlarını keyiflerini götlerinin kıllarını din haline böyle getirdiler.

Ve bu kişisel ihtiyaçlarını sürdürebilmek için kötülük şeytanlık gaddarlık yapmayı dinin emriymiş gibi ‘zorbalık’ haline böyle getirdiler.

Ve hazin son:

Her toplum, ilkel toplumdan uygar çağlara kadar, çoluk çocuk aile yaşlı küçük büyük bir arada yaşar.

Bu salyalı yobazların diniyle bakın toplum ne hale geldi: çocuklarla yaşlılar artık bir arada yaşayamıyor.

Çocukları sapık öğretmenleri iğfal ediyor, yan yana getiremiyor korkuyorsun.

Çocukları sapık şeyhler beynini yıkayıp devletine halkına silah çektiriyor, vatan haini diye tutukluyorsun.

Çocukları canlı bomba yapıyorlar, dünyanın sokaklarını infilak ettiriyorlar.

Bir çocuk bulmasınlar ya iğfal ediyor ya canlı bomba yapıyor ya vatan haini ajan yapıyorlar.

Benim çocukluğumda büyükler ve yaşlılar şöyleydi: çocuklara dünyanın nimetlerini ahlakını merhametini tecrübelerini güzelliklerini hikayelerle anlatan bilgeler!

Çocukları tarihin dünün geleneğin tecrübenin milli değerlerine bağlayan en cana yakın sıcacık kültür abideleri!

Artık.

Ortalıkta çocuğumuzu güvenip teslim edebileceğimiz bir müslüman kalmamış!

Ve hala yaşadığımız bu toplumsal ve siyasi felaketin farkında hiç değilsiniz!

Farkında değilsiniz, cebiniz doluyor çünkü.

Arsalar araziler ihaleler havuzlar akıyor, devletten imardan halktan söğüşledikleriniz, akıyor!

Nihat Genç-Oda Tv

Click to comment

Bir Cevap Yazın

Genel

Büyükdere’de yavru köpeği ezdi, umursamadan yoluna devam etti

Published

on

blank

Sarıyer’in Büyükdere Mahallesi’nde Mısırlı bir kişi otomobiliyle yavru köpeği ezdi, umursamadan yoluna devam etti.

Olay geçen Cumartesi saat 15.00 sıralarında Büyükdere Mahallesi’nde meydana geldi. Mısırlı Ahmad Mohsen Y. otomobille yavru köpeğe çarptı. Otomobili durduran Ahmad Mohsen Y. köpeğe baktıktan sonra yoluna devam etti. Yavru köpeği gören kadın, onu arabasına alarak veterinere götürdü. Yavru köpeğin veterinerdeki tedavisi devam ediyor.

ÖNCE GÖZALTI, SONRA SERBEST

Yavru köpeğe altı kardeşi ve annesi ile birlikte bakan mahalleliler, olayın meydana geldiği yerdeki güvenlik kameralarını inceleyince polise haber verdi. Polis, Ahmad Mohsen Y.’yi gözaltına aldı. Ahmad Mohsen Y. ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı.

Continue Reading

Genel

Kabine toplanıyor! İşte normalleşme süreci…

Published

on

blank

2 haftalık kademeli normalleşme sürecinde sona gelindi. Gözler, yeni dönem için Kabine toplantısında. Türkiye’de corona virüs salgını kapsamında alınacak yeni tedbirlerin kararlaştırılacağı Kabine Toplantısı, bugün gerçekleştirilecek.

En son 17 Mayıs’ta gerçekleşen Kabine Toplantısı’nın ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaptığı açıklamada, “Kabine toplantımızda Haziran’dan itibaren başlayacak kademeli normalleşmenin 2. etabını görüştük. Önümüzdeki günlerde gelişmelere göre milletimizle paylaşacağız” demişti.

KABİNE TOPLANTISI NE ZAMAN?

Türkiye’nin salgına karşı alacağı yeni tedbirlerin kararlaştırılacağı Kabine Toplantısı, 31 Mayıs’ta yapılacak.

1 HAZİRAN SONRASI UYGULANACAK TEDBİRLER BELLİ OLACAK

Kabine toplantısında 1 Haziran sonrası hangi tedbirlerin uygulanacağı şekillenecek.

Edinilen bilgiye göre, toplantıda kafe ve restoranların kişi sınırlaması ile açılması, düğünlere belirli kurallar içerisinde izin verilmesi, sokağa çıkma kısıtlamasının esnetilmesi ve açık havada maske zorunluluğunun kaldırılmasına ilişkin konular gündeme getirilecek.

KAFELER NE ZAMAN AÇILACAK?

Vaka sayısındaki düşüşün sürmesi durumunda, 1 Haziran’da kafe ve restoranlar açılacak.

DÜĞÜN SALONLARI NE ZAMAN AÇILACAK?

Kabine toplantısında alınacak yeni karara göre, düğün salonlarının belli sayıda misafir ağırlamak şartıyla açılabileceği gündemde.

Düğünlerin, ilk etapta açık alanlarda, aşılamanın artması halinde kapalı alanlarda da yapılması bekleniyor.

SPOR SALONLARI, HALI SAHALAR, KIRAATHANELER

Kabinede spor salonları, halı sahalar, yüzme havuzları ve kıraathanelerin yarından itibaren açılmasına dönük karar çıkması da öngörülüyor.

MASKEYE MESAFE AYARI

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ilerleyen dönemlerde 2 metrelik mesafe şartıyla maskenin çıkartılabileceğini söylemişti. Bu açıklamanın ardından bugünkü kabinede turizm sezonunun açılmasına paralel olarak park, bahçe ve sahil gibi açık alanlarda mesafeli şekilde maskesiz dolaşma kararının alınabileceği belirtiliyor.

TELAFİ EĞİTİMİ BU HAFTA NETLEŞECEK

Eğitim alanında atılacak adımlar da Kabine toplantısında ele alınacak…

Telafi eğitimine ilişkin sürecin ayrıntılarının da Kabine toplantısında alınması bekleniyor. Telafi eğitimin ne zaman başlayacağı ve yüz yüze mi yoksa uzaktan mı olacağı masadaki konular arasında.

Konuya ilişkin Mili Eğitim Bakanı Selçuk, Hürriyet gazetesine yaptığı açıklamada “Telafi eğitimi ne zaman başlayacak? Yüz yüze mi yoksa uzaktan mı olacak?” soruısuna yanıt verdi.

Bakan Selçuk, “Biz telafi eğitiminin haziran ayı başında başlamasını ve yüz yüze olmasını istiyoruz” dedi.

2021-2022 eğitim-öğretim yılının erken başlaması çağrılarını da değerlendiren Selçuk,, “İklim açısından okulların Ağustos’ta açılması doğru değil. Eylül gibi planlıyoruz” ifadelerini kullandı.

SOKAĞA ÇIKMA KISITLAMASI 24.00’A KADAR UZATILABİLİR

Sağlık bakanlığı Bilim Kurulu, hafta içi ve hafta sonu uygulanan sokağa çıkma kısıtlamasına ilişkin yol haritası önerisini Bakan Koca’ya sundu.

Bakan Koca, yeni kısıtlama haritasını Kabine Toplantısı’nda aktaracak.

Bilim Kurulu’nun hafta içi uygulanan sokağa çıkma kısıtlaması uygulaması saat 24.00’e kadar uzatılmalı önerisi, kabine üyeleri tarafından ele alınacak.

Hafta sonu kısıtlamasının da kaldırılması üzerinde duruluyor.

AÇIK HAVADA MASKE ZORUNLULUĞU NE ZAMAN KALKACAK?

Yarın yapılacak olan Kabine Toplantısı’nda, 1 Haziran sonrası aşılama çalışmalarının hızlanması halinde maskesiz hayat planı da gündeme gelecek.

Sahil ve parklarda 2 metre mesafe varsa maske takılması zorunlu olmayacak.

CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN AÇIKLAYACAK

Toplantı sonrasında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklama yaparak, alınan kararları vatandaşlara aktarması bekleniyor.

Continue Reading

Genel

İstanbul, fethini layıkıyla kutladı

Published

on

blank

İBB, 29 Mayıs İstanbul’un Fethi’nin 568’nci yıl dönümü kutlamalarını görsel şölenle noktaladı. Fatih’in İstanbul’a giriş yaptığı Haliç semaları, yüzlerce “drone”un Fethi simgeleyen 10 dakikalık muhteşem multimedya gösterisiyle aydınlandı. Kentin 8 farklı sembolik noktasında eş zamanlı olarak ışık ve ses gösterileri düzenlendi. Haliç’teki etkinlikte konuşan ve gençlere seslenen CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Rol modeliniz burada. Bu şehrin her santimetre karesinde. 20 yaşında genç Sultan sizin modeliniz. Ona bakın ve siz de farklı düşünme cesaretinize, mücadele cesaretinize, keşfedilmemiş yollara gitme cesaretinize, imkansızı isteme cesaretinize sahip çıkın. Ve ibret alın; Fatih’in fethettiği canım İstanbul’un, asırlar sonra düşürüldüğü halden ibret alın. Ve cesaretinizi de yine aynı İstanbul’un şahlanışından alın. Fatih biziz; Fatih sizsiniz sevgili gençler. Fatih, hepimiziz…” dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB), 29 Mayıs İstanbul’un Fethi’nin 568’nci yıl dönümü kutlamalarını, muhteşem bir etkinlikle noktaladı. Beyoğlu’ndaki Haliç Kongre Merkezi otopark alanında gerçekleştirilen etkinliğin onur konukları, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener oldu. İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu ve eşi Dilek Kaya İmamoğlu ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte, CHP TBMM Grup Başkanvekili Engin Altay, CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisi’nin Genel Başkan Yardımcıları, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu, İYİ Parti İstanbul İl Başkanı Buğra Kavuncu, İBB üst yönetimi, İBB Meclisi CHP Grup Başkanvekili Doğan Subaşı, belediye başkanları ile siyasi parti temsilcileri hazır bulundu. Etkinlik, Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u almak için döktürdüğü “şahi” topunun ağzından esinlenerek tasarlanan 37 metrelik sahne üzerinde gerçekleştirildi. Sahne önüne konumlandırılan toplar önünde konumlandırılan özel makyajlı ve kostümlü performans sanatçıları, fetih dönemimin askerlerini canlandırdı.

FATİH’İN KİTABI TANITILDI

Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından başlayan etkinlikte, “Fatih Sultan Mehmet” kitabının tanıtımı yapıldı. Etkinlikte sırasıyla; İmamoğlu, Akşener ve Kılıçdaroğlu birer konuşma yaptı. Pandemi koşulları nedeniyle geniş katılımlı bir etkinlik yapılamadığının altını çizen İmamoğlu, “Bu zorlu günleri de atlatacağımıza, yakın zamanda yeniden hep bir arada olabileceğimize yürekten inanıyorum” dedi. İstanbul’un fethinin, bir çağı kapatıp bir yenisini açan, dünya tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olduğunun altını çizen İmamoğlu, “Bu muhteşem şehri, dünyanın gözbebeği aziz İstanbul’u bizlere armağan eden Fatih Sultan Mehmed Han’ı ve kutlu askerlerini rahmetle, minnetle yad ediyorum” diye konuştu.

İMAMOĞLU: “FATİH SULTAN MEHMED HAN GERÇEK BİR ENTELEKTÜELDİ”

“Bu şehrin fethi, sadece surların ve zincirlerin aşılmasıyla başarılmadı” diyen İmamoğlu, şunları söyledi:

“’Toprakları değil, gönülleri fethetmeye gidiyoruz” diyen Fatih, fetihten sonra bu şehirde hakim olan yeni yaşamı tarzını da kurguladı. O büyük ve kucaklayıcı lider, bu kadim şehirde, her inancı, her çeşit geleneği, her kültürü ve yaşam tarzını koruyan, adil, eşit ve hoşgörülü bir yönetimi tanımladı. Çünkü, istisnasız tüm tarihçilerin mutabık olduğu gibi, Fatih Sultan Mehmed Han gerçek bir entelektüeldi. Eğitime, kültüre, bilim ve sanata yaklaşımıyla çağının çok ilerisindeydi. Uzlaşmaz gibi gösterilen Doğu ve Batı kültürlerini özgün bir sentez içinde buluşturdu ve kültürel bir ‘yeniden doğuşa’, yani rönesansa öncülük etti. Bu, ‘Fatih’in Rönesansı’dır ve en güzel ifadesini İstanbul’da bulmuş, İstanbul’la özdeşleşmiştir.”

“FATİH, MANEVİ DÜNYAMIN ÖNEMLİ LİDERLERİNDEN BİRİDİR”

Fatih’in, kendisi için, kişiliğinden, mücadelesinden ve derinliğinden ilham aldığı eşsiz bir şahsiyet olduğuna vurgu yapan İmamoğlu, “Kuşkusuz, Fatih Sultan Mehmet dünya tarihi için olduğu kadar İstanbul’da yaşayan herkes için çok önemli bir padişahtır. Ama Fatih, kişisel olarak benim için en az iki kez önemlidir. Çünkü, o kutlu padişah, İstanbul’un fethinden sadece 8 yıl sonra, benim doğup büyüdüğüm, kimliğimi ve kişiliğimi bulduğum ve de her bir hücreme kadar manevi değerleri benliğime yer etmiş olan Trabzon’u da fethetmiş olan padişahtır aynı zamanda. O nedenle Fatih, benim manevi dünyamın önemli liderlerinden biridir. Tıpkı fetihten yüzyıllar sonra, bu güzel şehri düşman işgalinden kurtaran ve yeniden ayağa kaldıran bir diğer dünya lideri, Gazi Mustafa Kemal Atatürk gibi. Ne mutlu bize ki, tarihimizde izinden yürüyebileceğimiz ve bize hayat boyu yol gösterecek böylesi büyük kahramanlarımız ve liderlerimiz var” dedi.

“568 YIL ÖNCE FATİH KAZANDIRDI, 98 SENE ÖNCE ATATÜRK KURTARDI”

İstanbul’u 568 yıl önce Fatih Sultan Mehmet kazandırdığını, 98 sene önce de Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün düşman işgalinden kurtardığının altını çizen İmamoğlu, “O yüzden bu kutsal şehir, tarihimizdeki en önemli iki liderinden bizlere emanettir. Bu emanete, Fatih Mehmet Sultan Han’ın yaptığı gibi adil, hoşgörülü ve eşit; Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün işaret ettiği gibi akılla, bilimle, cesaretle ve özenle sahip çıkmak boynumuzun borcudur. İşte biz, bu tarihi bilinçle ve ısrarla, bu büyük emanete ihanet edecek bir girişim olarak gördüğümüz Beton Kanal’a şiddetle karşı çıkıyoruz. Çünkü biliyoruz ki, inşa edilmek istenen beton kanal bu şehrin kalbine vurulacak bir hançerden farksızdır. Bu aziz şehri korumak, bu aziz emanete sahip çıkmak sadece 16 milyon İstanbullunun değil, 83 milyonun görevi ve hakkıdır. Çünkü bu aziz şehir, bu millete emanet edilmiştir. Bugün tüm İstanbullulara, ‘İstanbul Senin’ diyebiliyorsak, tam 568 yıl önce bugün gerçekleşen bu fetih ve onun kumandanı Fatih Sultan Mehmed Han sayesindedir. Onların mirası olan bu muhteşem şehri hep birlikte daha güzel günlere taşıyacağımıza yürekten inanıyorum. Fatih Sultan Mehmed Han’ı ve fetihte rol alan, şehit veya gazi olan askerlerini bir kez daha saygıyla anıyor, 16 milyon adına İstanbul’un Fethi’ni coşkuyla kutluyorum” ifadelerini kullandı.

AKŞENER: “DÜNYAYA ÖRNEK BİR YÖNETİM ANLAYIŞINI HER TARAFA GÖSTERDİK”

Etkinlik alanında bulunmaktan duyduğu memnuniyeti aktaran Akşener ise, duygularını, “Bugün burada olmak inanılmaz can verici, güzel bir duygu. Tam 568 yıl evvel Peygamber Efendimizin müjdesini verdiği, İstanbul’un fethedildiği tarih. Bir tarihçi olarak; gemilerin zincirleri aştırıldığı, zekanın sembolü olan Haliç’in kenarındayız. Yıllar evvel o güzel asker, o güzel komutan İstanbul’u fethetti. Peygamber Efendimiz’in müjdesine uygun bir biçimde dünyanın incisi, iki kıtanın birleştirildiği o İstanbul şehrindeki ne hayat tarzına, ne mimariye, ne burada yaşanan insanların hiçbir alanına uzatmadan, iki kültürün birleşiminde bir sentez ortaya çıkardılar. Ve biz 568 yıl evvel hayat tarzlarına, tercihlere ve seçilen yolda yürümeye nasıl bir saygı gösterildiğini, buna bu davranış biçimine nasıl saygı gösterildiğini ve adaletin nasıl işlediğini o zamanlar dünyaya örnek olan bir yönetim anlayışıyla her tarafa gösterdik” sözleriyle dile getirdi.

“İMAMOĞLU’NUN FATİH’TEN FEYZ ALACAĞINA İNANIYORUM”

İmamoğlu’nun, İstanbul’un şehriemini olarak Fatih’in adaletinden ve saygısından feyz alıp, o yolda yürüyeceğine inandığını belirten Akşener, “İstanbul, güzel şehir. İstanbul, dünyanın incisi.  İstanbul, bizlere miras. İstanbul, atalarımızdan bize, bizim de çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız bir miras. Göllerini, sularını, toprağını, yeşilini, insanını, hayvanını, neyi varsa, çiçeğini, böceğini, her şeyini gördüğümüz gibi bakmak zorunda olduğumuz, gözümüz gibi esirgemek zorunda olduğumuz şehrimiz. Bir dünya mirası. Sadece bizim milletimize, Anadolu’muza, Türkiye’mize değil; dünyanın mirası. Onu korumak ve güzelleştirmek, yarına miras bırakmak hepimizin görevi” ifadelerini kullandı.

“İSTANBULLULAR, UCUBE KANALI ENGELLEMEK İMAMOĞLU’NU SEÇTİ”

“İstanbullu, İstanbul’un betona görülmesini, yeşilinin yok edilmesini, insanlarına hoyratça davranılmasını ve en son Kanal İstanbul denilen o ucube sistemin oluşmasını engellemek için 31 Mart’ta Sayın İmamoğlu’nu belediye başkanı olarak tercih etti” diyen Akşener, şunları söyledi:

“İstanbullu daha ne yapsın? Yönetimi değiştirdi. Ben, Ekrem Bey kardeşimin, bu mirasa nasıl saygı gösterdiğini, nasıl saygı göstereceğini biliyorum. Ona inanıyorum. Umarım burada ortaya koyacağımız ve koyduğumuz, koyacak olduğunuz tavrın, bu mirasa gösterdiğimiz, göstereceğimiz saygının diğer kadim şehirlerimizde yönetimde bulunan herkese örnek olmasını diliyorum. Ve gençlerimiz… Biz büyükler örnek oldukça, aklı, inancı, saygıyı, bilimi öne koydukça, yarın miras bırakacağımız, bugünün çocuklarının, gençlerinin de yarın İstanbul’a aynı derecede sahip çıkacağına inanıyorum. Güzel bir yolculuk bu. İnşallah yolculukta Allah sizleri, bizleri utandırmasın. Başkanım, Allah sizin gözünüzü aşağı eğdirmesin. Cenab-ı Hak, hiç birimizi hem kendi huzurunda hem de kullarının karşısında mahcup etmesin. Her birinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.”

KILIÇDAROĞLU: “FATİH, ASIRLARIN KAHRAMANI”

Akşener’in ardından konuşan Kılıçdaroğlu, sözlerine, “Bugün burada, Osmanlı Devleti’nin en genç padişahlarından olan, o zaman sadece 20 yaşındaki Fatih Sultan Mehmet Han ve şanlı ordusunu rahmet ve minnetle yâd etmek için buluştuk” şeklinde başladı. Fatih’in çağ açıp kapatan bir lider olduğuna vurgu yapan Kılıçdaroğlu, “Dolayısıyla kendisi de zamanının değil, asırların kahramanı olmuştur. Bu öyle bir gurur, öyle bir onurdur ki, İstanbul’un fethinin üzerinden tam 568 yıl geçti, biz her yıl aynı heyecanla kutluyoruz. İnşallah hep beraber ebediyete kadar da kutlamaya devam edeceğiz. İstanbul Fatih’ine ve onun emanetine sahip çıkan ve bu şehri işgalcilerden kurtaran Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ‘Bu şehir Türk vatanının ziyneti, Türk tarihinin serveti, Türk milletinin gözbebeğidir” ifadelerini kulandı.

“FETHETTİĞİMİZ SADECE İSTANBUL DEĞİL; KENDİMİZDİ”

İstanbul’un ülkenin göz bebeği olduğunun altını çizen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Fethettiğimiz sadece İstanbul değildi aslında. Fethettiğimiz kendimizdi. Bu toprakların zorlukları vardı. Onlarla yüzleşmeliydik, onları kucaklamalıydık, onlara meydan okumalıydık. İşte bu cesareti fethetmiştik. 1000 yıllık geleneklerimizle oluşturduğumuz toplumsal kodlarımızdı bunlar. Ve bu 1000 yıllık geleneklerimiz, sahip olduğumuz en yüksek bilgeliktir. Bu konuşmayı yaparken hem gururluyum hem de hissettiğim sorumluluktan dolayı biraz da kalbim kırık. İnanın, muhalefet yapmanın en zor dönemindeyim. Bu kadim devleti, bu emaneti ne hale getirdiklerini gördükçe, bu rezillikleri gördükçe, muhalefet olmakta çok zorlanıyorum. Çünkü inanın onların yaptıklarını, ben konuşmakta zorlanıyorum. Utanıyorum bir şey demeye. Utanıyorum bunlara dikkati çekmeye. Oysa görevimiz bu rezilliklerle mücadele etmek.”

“ROL MODELİNİZ GENÇ SULTAN”

Türkiye’nin büyük sorunları olduğuna dikkat çeken Kılıçdaroğlu, konuşmasını, “1000 yıllık devlet geleneklerimiz, bu sorumsuz ve gözü doymaz, çeteleşmiş iktidarın elinde magazine dönüşmüş durumda. Bu süreçte en çok haksızlık da bu şehre yapıldı. Devletimizin saygınlığı, İstanbul’un itibarı, kendisine ihanet etmiş saray iktidarının, mafya ve çetelerle giriştiği magazinsel ilişkilerin elinde can çekişiyor. Kendimize inanmak zorundayız. Zorluklara göğüs germek zorundayız. Fatih Sultan Mehmet Han’dan bize miras kalan cesaretle, bu millet korkuyu fethedecektir. Özelliklegençlere mesajım; rol modeliniz burada. Bu şehrin her santimetre karesinde. 20 yaşında genç Sultan sizin modeliniz. Ona bakın ve siz de farklı düşünme cesaretinize, mücadele cesaretinize, keşfedilmemiş yollara gitme cesaretinize, imkansızı isteme cesaretinize sahip çıkın. Ve ibret alın; Fatih’in fethettiği canım İstanbul’un, asırlar sonra düşürüldüğü halden ibret alın. Ve cesaretinizi de yine aynı İstanbul’un şahlanışından alın. Fatih biziz; Fatih sizsiniz sevgili gençler. Fatih, hepimiziz…” sözleriyle tamamladı.

 ÖNCE GÖRSEL ŞÖLEN, SONRA MUHTEŞEM KONSER

Kılıçdaroğlu’nun konuşmasından sonra Mustafa Demir Hoca’nın okuduğu Kur’an-ı Kerim tilaveti sunuldu. İBB Mehteran Takımı’nın gösterisiyle hareketlenen etkinlikteki heyecan; “drone”, “mapping” ve ışık gösterileriyle doruğa çıktı. Özel olarak programlanan yüzlerce “drone”, 10 dakikalık muhteşem bir multimedya gösterisiyle, Haliç üzerinde görsel şölen yaşattı. 8 farklı noktada; Salacak sahili, Pierre Loti, Beşiktaş Yahya Kemal Parkı Fatih Sultan Mehmet Heykeli, Yedikule, Topkapı, Belgrad Kapı, Rumeli Hisarı ve Sarayburnu Atatürk Anıtı’nda da Haliç’teki gösteriyle eş zamanlı olarak ışık ve ses gösterileri düzenlendi. Pandemi nedeniyle etkinliği canlı izleyemeyen İstanbullular, İBB ve İmamoğlu’nun sosyal medya mecraları üzerinden bu muhteşem görsel şölene, “sanal” olarak tanıklık etti. “Drone”ların gösterisine, 2000 metrekarelik alanı kapsayan ve fethin sembolik anlarını anlatan “mapping” film eşlik etti. Görsel şölenin ardından sahne alan 76 kişilik İskender Paydaş Orkestrası, fethe özel bestelenen marşı icra etti.

Continue Reading

Popüler