Connect with us

Kültür

Son dakika: Türk Sanat Müziği sanatçısı hayatını kaybetti

Published

on

blank

Türk sanat müziği sanatçısı Hüner Coşkuner hayatını kaybetti. Uzun süredir tedavi görüyordu. Bu akşam saatlerinde vefat etti.

Yakalandığı kemik iliği kanseri nedeniyle bir süredir tedavi gören sanatçı Hüner Coşkuner’den hayranlarını üzecek haber geldi.

Tedavi gördüğü hastaneden yapılan açıklamada sanatçının yoğun bakıma kaldırıldığı akşam saatlerinde  duyurulmuştu.

Şimdi ise Coşkuner’den kötü haber geldi. Yoğun bakım ünitesinde hayat savaşı veren Hüner Coşkuner, hayata gözlerini yumdu.

 

blank

Hüner Coşkuner’in hayatı ve sağlık durumu, yoğun bakıma kaldırılmasıyla gündeme geldi. Bir süredir kanser tedavisi gören sanatçı Hüner Coşkuner’in sağlık durumuyla ilgili hastaneden yapılan açıklamada, nefes darlığı sonrası durumunun ağırlaştığı ve tedavisinin sürdüğü bildirildi. İlk albümünü 1987 yılında çıkaran ünlü sanatçı, 2000 yılında çıkardığı Klasikler 2 adlı çalışması ile müzik dünyasında büyük çıkış yakaladı. Yardım derneklerinde gönüllü çalışan sanatçının çok sayıda hayran kitlesi bulunuyor. İşte, Hüner Coşkuner’in hayatıyla ilgili bilgiler.
Sanatçı Hüner Coşkuner’in hayatı ve biyografisi, rahatsızlığı sonrası merak konusu oldu. Kemik iliği kanseri nedeniyle bir süredir tedavi gören 57 yaşındaki sanatçı hastalığı nedeniyle yoğun bakıma alındı. Sanata küçük yaşlarda başlayan, Melahat Pars, Kamuran Yarkın ve Feriha Tunceli gibi isimlerden ilham alan sanatçı, sosyal sorumluluk projelerine kendisini adadı. Coşkuner, Türkiye’nin kadın Türk Sanat Müziği duayenleri arasında kabul görülüyor.

HÜNER COŞKUNER KİMDİR?

Hüner Coşkuner 1 Nisan 1963’te İstanbul’da dünyaya geldi. Hüner Coşkuner, lise yıllarında Emin Ongan yönetimindeki Üsküdar Cemiyeti’ne giderek çok büyük bir birikime sahip oldu. Çok küçük yaşta sanat hayatına atılan Hüner Coşkuner sahne repertuvarını daha da genişletmek amacıyla yine çok değerli hocalardan feyz aldı. Bunlardan bazıları Melahat Pars, Kamuran Yarkın ve Feriha Tunceli’dir.

Sosyal sorumluluk projelerinde yer alan Hüner Coşkuner, Lösemili Çocuklar Vakfı başta olmak üzere Bedensel Engelliler, Dünya Şizofrenliler Derneği’nde gönüllü olarak çalıştı. Albüm ve şiir kitabı gelirlerinin bir kısmını bu vakıflara ve derneklere bağışladı. Bu faaliyetler halen tarafınca devam ettirilmektedir.

İlk albümünü 1987 yılında Selami Şahin’in müzik yapım şirketi Şahinler Plak’tan çıkaran sanatçı ardından 1989 yılında Çaçan Plak’tan çıkardığı Sakın Dönme Geriye adlı stüdyo albümüne imza atmıştır. Bu albüm müzik otoriteleri tarafından sanatçının en başarılı albümlerinden biri olarak kabul edilmektedir.

Sonra sırasıyla Beni Sevmeni İstiyorum, Gidemezsin, Haydi Tut Ellerimi, Gidiyor ve Olamaz isimli stüdyo albümlerine imza atmıştır. Yine 1993 yılında çıkan Gidiyor adlı albüm Hüner Coşkuner’in önemli projelerinden biri olmuştur. 1995 yılında Elenor Müziğe transfer olan sanatçı Elenor Müzik etiketi altında 10 adet stüdyo albümüne imza atmıştır. 2000 yılında çıkardığı Klasikler 2 adlı albümü deyim yerindeyse müzik dünyasını kasıp kavurmuştur.

2015 yılında sözleri ve müziği kendisine ait olan şarkılardan oluşan Seni Acele Görmem Lazım adlı albümü çıkarmıştır. Gerek sahne asilliğine gerekse sesine hürmeten çok kişi tarafından sevilip dinlenen sanatçı Türkiye’nin kadın Türk Sanat Müziği duayenleri arasında kabul görmektedir.

Click to comment

Bir Cevap Yazın

Genel

Sarıyer’de eserleri ile birlikte büyüyen kadın

Published

on

blank

Ahıska Türklerinden İbadizadeler olarak bilinen aileye mensup Gönül Aytanç, azmiyle büyük bir başarıya imza attı. Küçük yaşta şiire ve resim çizmeye merak saran Aytanç, ilerleyen yaşına rağmen 7. kitabını çıkardı.

Aytanç, gazetemizin muhabiri Yılmaz Morkoç’a yaptığı açıklamada, okuduğu kitaplardan esinlenerek şiir yazmaya başladığını söyledi.

“Okumak aslında bir yazıyı okumak değildir” diyen Aytanç, “Etrafı anlayabilmek, yorumlamak ve düşüncelerini geliştirmektir. Bu kadar değişik oluşumlar var iken nasıl mükemmele değil de basitliğe kaçabilir ki insan? Okuduğum kitaplardan esinlenirdim. Şiir yazmaya başlamadan önce mutlaka klasik kitapları okurdum, okuduğum kitaptan esinlenerek şiir yazmaya başlardım. Çünkü şiir özdür ve öze indiriyorum. Ben yeteneğimin hep farkındaydım; fakat maddi imkansızlıklardan dolayı şiirlerimi kitap haline getiremedim. Bu durumdan dolaylı hiçbir zaman yazmaktan da vazgeçmedim. 1999 yılında ilk şiir kitabım olan ‘Bu Mekanda O zaman’ eserim çıkarıldı. Daha sonra ‘Şehit Sözler Şahit Sözler, Sözce, Çekirdek, Bu Mekanda O Zaman, Gül Dalını Sarsan Rüzgar, Eski Notlar, Renklerin Dünyası’ kitaplarını çıkardım” dedi.

Gönül Aytanç, 1935 yılında İstanbul Sarıyer Rumeli Kavağı’nda doğduğunu belirterek, “Babam İbadizadeler olarak bilinen İsmail Ağa 1827 yılında Ahıska’dan göç ederek İstanbul Sarıyer’e yerleşti. Aile geçimini daha çok balıkçılık ile yaptı. Harp zamanı çocuğuyum ben. Babam harbe gidecek diye her gün korku içinde yaşardık. Annem her sabah gazetelere bakıp acaba korkulacak bir şey var mı? diye her gün endişe ederdi” dedi.

“RESİME VE ŞİİRE DAHA ÇOK YOĞUNLAŞTIM”

Okulu Rumeli Kavağı’nda okuduğunu söyleyen Aytanç, “Ortaokul ve lise sadece Kandilli’de vardı. Ve ortaokul-liseye gitmek için sadece vapur vardı. Ulaşım çok kolay değildi, siz bilmezsiniz.” İfadelerini kullandı. Hayatı boyunca kendisini mutlu edecek işlere yoğunlaştırdığını anlatan Aytanç, “Resim, tasavvuf, şiir üzerine daha çok durdum. 17 yaşında iken nişanlandım. Nişanlım Ulvi Aytanç harp sonrası Makine Yüksek Mühendisi olarak eğitim görmek üzere Almanya’ya gitti. 4 yıl nişanlılık döneminde sadece 1 kez görüştük” diye konuştu. “Çocukluğumdan beri şiire ve resim çizmeye büyük bir ilgi duyduğunu dile getiren Aytanç, “Nişanlım Almanya’da iken şiirlerimi amatörce yazmaya devam ettim. Bu arada ilgimi çeken konuları resim olarak çizmeye başladım. Evlendikten sonra çocuklarıma örnek olmak üzere resime ve şiire daha çok yoğunlaştım. Şiirlerimde tasavvuf ve felsefi konuları ele aldım. Önce şiire yoğunlaştım, daha sonra resim çizmeye yoğunlaştım. Ve bu iki alanda kendimi geliştirdim, resim ve şiiri görme diye kabul ederim. Siz gördükçe güzel şiir yazar, güzel resim çizersiniz. İnsanlar duyguları, hisleri ile hareket eder ve şiiri gerçekten de hissederek yazmaya başlarsınız. Şiiri sadece insanlara değil; çiçeğe, böceğe de yazarsınız. Bu sizin saçmaladığınızı göstermez. Çünkü insanların hisleri neye yoğunlaşırsa bir o kadar daha güzel yazmaya başlar. Bende elimden geldiğince öyle yapmaya çalıştım” dedi.

Allah’ın yarattığında tekrar yoktur, tekrar fakirliktir.

Aytanç, “Allah’ın yarattığında tekrar yoktur, bu öyle bir ilimdir ki beş parmak bile aynı değildir. En basiti birçok yaprak var dünyada ve hiçbir yaprak bile birbirine benzemiyor. Tekrarı olan her şey fakirliktir, sıradanlıktır. Bunları görmek tefekkürlüktür. Üç Kur’an-ı Kerim mealini okuyup yeniden bir Kur’an-ı Kerim mealini kaleme aldı. Gönül’den Hatmi Kur’an adını verdiği meal kitabını ve İstanbul’un fethinden sonra İstanbul’u anlatan Şarkın Parlak Kraliçesi Şehr-i İstanbul eserlerimi maddi imkânsızlıktan dolayı yayımlayamadım” ifadelerini kullandı.

İstanbul Sarıyer’de mütevazı bir evde yaşamını sürdüren 87 yaşındaki Gönül Aytanç, fikri ve bedeni hareketten uzak kalınmaması gerektiğine değinerek okurlarına mesaj verdi.

Continue Reading

Genel

Tiyatronun kalbi Sarıyer’de attı

Published

on

blank

Sarıyer Belediye Tiyatrosu’nun 11.sini düzenlediği Sarıyer TiyatrOda Şenliği sona erdi.  Büyük ilgi gören şenlik 33 günde 9 bin 130 tiyatro severe ulaştı.

Pandemi nedeniyle verilen uzun aranın ardından hasret sona erdi, Sarıyer TiyatrOda Şenliği 11. kez perdelerini açtı. Oyuncular sahneyle ve seyircisiyle, Sarıyerli sanatseverler ise tiyatroyla buluştu. 23 Şubat – 27 Mart tarihleri arasında yapılan şenlik, 33 gün boyunca 16 oyun ile usta sanatçıları ağırladı. Modern mimarisiyle İstanbul’un en prestijli mekânı Boğaziçi Kültür ve Sanat Merkezi’nde sahnelenen oyunlarda; Müjdat Gezen, Erdal Özyağcılar, Reha Özcan, Ayşenil Şamlıoğlu, Berna Laçin, Funda Eryiğit, Hazar Ergüçlü, Melis Birkan, Caner Cindoruk, Burak Tamdoğan. Çiçek Dilligil, Algı Eke, Deniz Öztürk, Mahir İpek’in de aralarında olduğu birçok oyuncu tiyatro severlerle buluştu. Etkinlikte;  İngiliz Oyun Yazarı Donald Churchill’in kaleme aldığı, başrollerini usta oyuncu Erdal Özyağcılar ve Berna Laçin’in paylaştığı “Hoş Geldin Boyacı”, 700 seyircinin katılımıyla en çok izlenen oyun oldu.

SANATSEVERLER TİYATROYA DOYDU

Bu yıl da tiyatronun kalbi Sarıyer’de attı. Yaklaşık bir ay boyunca devam eden etkinlik sayesinde Sarıyerli sanatseverler tiyatroya doydu.  23 Şubat’ta David Ives’in yazdığı, Yolcu Tiyatro tarafından sahnelenen “Kürklü Venüs” oyunuyla perdelerini açan şenlik, 27 Mart Dünya Tiyatrolar Günü’nde Sarıyer Belediyesi oyuncularının sahnelediği “Cambazın Cenazesi” oyunuyla sona erdi.

VESİLE OLDUĞUMUZ İÇİN MUTLUYUZ

Sanatın insanları bir araya getirmesinden dolayı mutlu olduğunu ifade eden Sarıyer Belediye Başkanı Şükrü Genç, “Sanat, insanlar için diğer temel ihtiyaçlar kadar gereklidir. İnsanlık tarihi kadar köklü bir geçmişe sahip olan tiyatro, izleyicisiyle yüz yüze buluştuğu zaman daha anlamlıdır. Pandeminin neden olduğu ayrılık sürecinin getirdiği zor dönemi atlatmak ancak oyuncular ve izleyicileri yeniden salonlarda bir araya getirmekle mümkün olabilir diye düşündük. Bu buluşmaya vesile olduğumuz için mutluyuz. Buradan bir kez daha Dünya Tiyatro Günü’nü kutluyorum” dedi.

Continue Reading

Genel

Kantarcı: İstanbul Havalimanı denilen yer kullanılamaz

Published

on

blank

Ekoloji Uzmanı Prof. Dr. Doğan Kantarcı, Sarıyer Belediyesi, Türkiye Ormancılar Derneği ve Kuzey Ormanları Savunmasının düzenlediği “İstanbul Ormanlarının 20 Yılı ve Geleceği” etkinliğine katıldı.

Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde düzenlenen programın sonunda vatandaşların sorularını yanıtlayan Kantarcı, kamuoyunda büyük tartışma yaratan İstanbul Havalimanı ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Bir vatandaşın, “Bütün bu bilimsel gerçeklerin karşılığında ben İstanbul Havalimanı’nda yurt dışına çıkmak istemiyorum. Çok endişeliyim” sözüne cevap veren Kantarcı: “İstanbul Havalimanı denilen yer kullanılamaz ve kullanılamayacaktır. Atatürk Havalimanı’ndaki o acayip hastane yıkılacak, pist yeniden yapılacak ve orası kullanılacaktır. Çünkü hem hava anaforundan, rüzgar anaforundan dolayı orası kullanılamaz hem de yüksek yağışlar var” diye konuştu.

Pist 5 Yıl Dayanamaz

Açıklamalarını sürdüren Kantarcı “Yüksek yağışlar pisti berbat ediyor çünkü pist bir kilin üstünde. Bir yolcu uçağı oraya tekerlek koyduğu vakit yaptığı basınca o pist dayanmaz. 5 yıl içinde böyle olacak. Eskiden şose dediğimiz stabilize yollar vardı, kamyon geçerdi üstünden sonra da cip ile gidemezdik ya öyle olacak. Dolayısıyla bu iş burada bir yerde biter, kullanamazsınız. Haberlere yansıtmıyorlar ama hâlihazırda kullanamıyoruz zaten” dedi.

Sabiha Gökçen’i de Aksattılar

Yeni havaalanının kullanılamadığını da söyleyen Kantarcı konuşmasını şöyle sürdürdü: “Sabiha Gökçen Havaalanı’nda yapılması gereken pisti yapmadılar. Yapmadıkları için benim oğlum kar yağışının olduğu pazar günü Kayseri’den, gelemedi pazartesi günü uçtu geldi. Neden? Çünkü İstanbul Havalimanı’ndaki inişler, transit geçişler Sabiha Gökçen’e yönlendirildi. Böyle bir saçmalık olmaz. Neden olmaz? Çünkü İstanbul, dünya hava yollarının içinde çok önemli bir mevki, transit yolculukta çok önemli bir yer.”

Atatürk Havalimanı Yeniden Yapılacak

“Böyle bir yerde bir havaalanını çalıştıramıyorsanız başka bir yerde yapacaksınız. Nerede yapacaksınız, Çorlu’da? Çorlu Havalimanı hem bir askeri havalimanı hem de bir de kargo havalimanı. Dolayısıyla orada büyük bir havaalanı yapacak yerde yok zaten. Hadi buluruz diyelim. İstanbul’un planlamasında seçilmiş bir havaalanı var, önerilmiş Silivri’nin kuzeyinde Kurfalı Ovası’nda. Orası da çamurun üstü olduğu için çok uygun bir yer değil. Onun için bir Atatürk Havalimanı yeniden yapılacak. Çorlu Askeri Havaalanı genişletilecek ve üçüncü hava alanı olarak kullanılacak. Yani Trakya’nın hava alanı olarak kullanılacak.”

Continue Reading

Popüler

blank