Connect with us

Genel

Arslanoğlu: Partinin verdiği iktidar gücünü kimse örgüte karşı kullanmamalıdır.

Published

on

blank

DİSK Merter Şube Başkanı Asalettin Arslanoğlu, gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Çetin Ali Aytaç’ın sorularını yanıtladı. Arslanoğlu, “Belediye Başkanı Şükrü Genç, Sevim Yalınkılıç’ın seçilmesi için tüm gücünü ortaya koymuştur. Partinin verdiği iktidar gücünü kimse örgüte karşı kullanmamalıdır.” dedi.

Gazetemizin sorularını yanıtlayan DİSK Tekstil İşçileri Sendikası Merter Şube Başkanı Asalettin Arslanoğlu, CHP Sarıyer ilçe kongresi sürecine dair önemli açıklamalarda bulundu. İşte Asalettin Arslanoğlu ile yaptığımız çok özel röportaj:

CHP Sarıyer İlçe Kongresi öncesinde mahallelerde gerçekleştirilen delegasyon seçimlerinde örgütün iradesini yansıtan bir delege yapısı olduğunu düşünüyor musunuz?

Maalesef olmadı. Bizim partimiz bir taraftan fikir partisidir. Sosyal demokrat partiler, zaten bir fikir partisidir. Diğer taraftan ise kadro partisidir. Bu tür partilerde tabanın tamamen söz ve karar sahibi olması beklenir. Bunun mekanizmalarını geliştirirsiniz. Delegasyon seçimlerinde de böyle bir durumun yaşanmadığını ne yazık ki gördük. Ama şuna rağmen eski yönetim kurulunun hakkını vermek gerekirse, bazı mahallelerde gerçektende tabanın tam olarak demokratik yarışa girdiğini diğer geçmiş dönemlere bakarak söyleyebiliriz; ama yine tam olarak Sarıyer genelinde tüm mahallelerde tabanın tam olarak karar ve söz sahibi olabildiği, bütün demokratik mekanizmaların rahatça işletildiği bir delege seçiminin yapıldığını söyleyemeyiz.

CHP Sarıyer İlçe Kongresi’ne giderken mevcut ilçe başkanı ve adayı olan Sevim Yalınkılıç’ın karşısında beş aday vardı. Daha sonrasında aday teke indirildi. Bu süreci bize biraz değerlendirir misiniz?

Yarışın iki adaylı olması arzulanıyordu. Bu durum bu seçime mahsus değildir. Bundan önceki seçimlerde de taban, Sarıyer’deki partililer yarışta böyle güçlü bir adayın çıkmasından ötürü rahatsızlık yaşıyordu. Bu durumu gören pek çok partili arkadaşımız sürece dahil oldu. Olumlu katkılar verdiler ve bu şekliyle adayın tek adaya inmesi konusunda net bir irade ortaya koydular. Aşağı yukarı bütün mahallelerde böyle bir arzu vardı. İster buranın belirleyeceği adayı desteklesin, ister desteklemesin; ama doğru düzgün bir yarışın olması isteği vardı. Bu isteği gören pek çok mahalleden arkadaşımız ve başta bu sürece önderlik eden Darüşşakafa Mahallesi’ndeki arkadaşlarımız olmak üzere, iradalerini net olarak ortaya koydular. Ve tam da bana kalırsa demokratik bir şekilde ortaya konmuştur. İlk başta adaylar ikna yöntemiyle aralarında tartışmışlardır. Daha sonrasında ise bu durumun kilitlendiği noktada da mahallelerden gelen insanların iradesini ortaya koymasıyla birlikte tek adaya dönüştürülmüştür.

Peki, Belediye Başkanı Şükrü Genç’in kongre sürecinde etkili olduğunu ve Sevim Yalınkılıç’ı desteklediğini düşünüyor musunuz? 

Düşünüyorum. Sayın Belediye Başkanı, Sevim Yalınkılıç’ın yeniden ilçe başkanı olmasını arzuladı ve bunun için de kendisini ortaya koydu. Bunun için bizzati kendisinin alana çıkıp çalışmış olması gerekmez. Partinin kendisine verdiği bir ünvan, bir koltuk vardır. Bu koltuk ve bu koltuğun etki alanında kalan başkan yardımcıları, meclis grubu ve önceki yönetimin hareketlenmesi, başkanın açık desteğini ortaya koymaktadır. Bana kalırsa gördüğüm kadarıyla Belediye Başkanı Şükrü Genç, Sevim Yalınkılıç’ın seçilmesi için tüm gücünü ortaya koymuştur.

Delegeler üzerinde baskı kurulduğunu düşünüyor musunuz?

Partinin verdiği ünvanların bu şekilde ortaya konulması bile baskıdır. Çünkü baskı tanımlaması hukukta bu şekilde ifade edilir. Aşağıdan yukarıya kimse baskı yapamaz. Üyenin yukarıya, yöneten kadroya baskı kurması demokratik bir durumdur. Ancak partinin verdiği koltuk gücünü bu süreçte kullananan kişilerin uyguladığı şey, baskıdır. Bunu bugün için söylemiyorum. Daha önce 1987’deki genel seçimde milletvekili zaferimiz vardı. 1989’da da belediye başkanlığı zaferlerimiz vardı. Onun sonrasında da benzeri durumlar yaşadık ve partimiz bir çöküş süreci yaşadı. O dönemde de yine gençlik kolu başkanı olarak aynı şeyleri söylemiştim ve şimdi de tekrar ediyorum. Partinin verdiği iktidar gücünü kimse örgüte karşı kullanmamalıdır. Net bir şekilde altını çizerek söylüyorum, bu bir baskıdır.

Kongrede Sevim Yalınkılıç 219 oy, Ersin Özer ise 165 oy aldı. Ersin Özer’in bu süreçteki çalışmalarını ve kongrede aldığı oyu başarılı buluyor musunuz?

Öncelikle şunu sorgulamamız gerekir, diye düşünüyorum; 300 tane Sevim Yalınkılıç’ı destekleyen delege imzasını benim gözümün önünde divana teslim ettiler. Daha sonra 10 imza daha teslim etmek istediklerini duydum. Ancak divan kurulu zamanın geçtiğini söyledi. Sevim Yalınkılıç’ı destekleyen 310 delege imzası toplanmıştır. Peki, kaç oy aldı? 219. 91 tane oy kaybı bulunmaktadır. Sizce baskı var mıdır, yok mudur? Bence ciddi bir baskı vardır. Şimdi bu kadar imza vermiş delegenin her şey kötü gittiği halde iradesini kendi imza verdiği adayın karşısında kullanması, o imzayı baskıyla verdiği anlamını ortaya çıkarır. Normal şartlarda o imzadan daha fazla oy almaları gerekirdi. Öncelikle bir defa bunun altını kalın çizgilerle çizmek gerekir. Yani insanlara mahalle başkanlarını göndererek, meclis üyelerini göndererek, Belediye Başkan yardımcılarını göndererek, partili muhtarları göndererek baskılarla alınan imzaların karşılığında böyle bir sonuç alırsınız. Mahalle başkanları, meclis üyeleri, belediye başkan yardımcıları kişinin değil, partinin temsilcileridir. Bu bir skandaldır, rezalettir. Bu skandal tabloyu yaşatan arkadaşlar, kendilerinden ve yaptıklarından utanmalıdır. Bu demokratik bir durum değildir. Anti demokratik bir durumun sonucudur. Ersin Özer’in adaylığına gelince ise buradaki iradesini ortaya koyan arkadaşlar, bir hizip yaratarak bu iradelerini ortaya koymamışlardır. 5 tane adayın ikna olarak, demokratik yollarla çekilmesi ve en sonunda iki adayın yine demokratik tercihle tek adaya indirilmesi sonucunda Ersin Özer aday olmuştur. Bunun için bir çalışma yürütülmüştür. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekir. Bu bir Ersin Özer hizbi değildir. Böyle bir yapılanmayla gidilmedi. Eksik olanlara gelecek olursak, ilk başka ilçe örgütünün kendisini sorgulaması gerekir. Bazı mahallelerde CHP’nin mahalle başkanı olan arkadaşlar, adayın delegelerle buluşmasını engelleyecek tavırlar takındılar. Bunu çeşitli yollarla gerçekleştirdiler. Örneğin; adayın kendisini tanıtmak için düzenleyeceği toplantının davetini almayan, delegelere iletmeyen, adayın toplantı arzusunu delegelere yansıtmayan, delegeleri toplamayan pek çok mahalle başkanı gördük. Bunun tam tersini yapan mahalle başkanları da oldu. Onları sosyal demokrat bir partili oldukları için kutlarım. Sosyal demokrat olduklarını, partili olduklarını ispat ettiler. Ama diğerleri kendilerini sorgulamalıdır. Biz kimiz, kim için çalışıyoruz! Dünya görüşü için mi? CHP için mi? Yoksa, bize patronluk eden insanlar için mi çalışıyoruz? Onlara önerim, partiyi terketsinler ve ağaları için çalışmaya devam etsinler. Partide böyle bir usül yoktur. Bunu sorgulamaları gerekir. Engellemelerden bir tanesi buydu. Diğeri ise Sarıyer insanların birbirini tanıdığı şirin ve çok güzel bir ilçedir. Burada üç aday, dört aday yarışıyorsa, ilçe örgütü toplantı düzenlesin ve partilileri davet etsin. Buyrun gelin, partililere kendinizi anlatın diyerek demokratik bir çalışma ortaya koysun. Ancak bunun olmadığı gibi, az öncede söylediğim gibi bazı mahalle başkanlarına talimatlar verilerek toplantı düzenlenmesi dahi engellenmiştir. Bu yönüyle olayın değerlendirilmesi gerekir. Yoksa adayların yürüttükleri çalışmaları kendileri değerlendirecektir.

Kongerede oy kullanma kabinleri çokça eleştirildi. Oylamanın yarı açık olduğu, hatta tamamen açık olduğu şeklinde söylemler oldu. Sizce kabinler neden bu şekilde konuldu? 

Kongrenin yapıldığı mekanın fiziki durumunu da değerlendirecek olursak eğer, bu mekan bir tiyatro salonuydu. Delegelerin, protokolün, konukların oturduğu koltuklar sahneye hakimdi. Burada kurulan kabinlerin önüne yarım karton konulmuştu. Bu çok başarısız, kötü bir durumdu. Resmen açık oylama yapıldı. İnsanların blok listeyi olduğu gibi kullanma zorunluluğu hasıl oldu. Yani bir insan elini cebine koyup kalem dahi çıkartamıyordu. Çünkü karşısında oturan tüm insanlar onları izliyordu. Başkanlar, meclis üyeleri, delegeler, tüm örgüt… Bu, oylamanın ruhuna aykırıdır. Biliyorsunuz ki, seçimler gizli oy, açık tasnif ile yapılır. Demokrasinin ruhuna uygun olan budur. Ama burada açık oylama, gizli sayım yapıldı. Yani tam tersi oldu. Burada tabi bizimde hatamız vardır. Bizimde gerçek kabinlerin konulması için bu duruma zamanında itiraz etmemiz gerekiyordu. Bunu kendi hanemize özeleştiri olarak yazmamız gerekir. Bundan sonraki süreçlerde de bize ders verici olmalıdır. Ayrıca sizin de gördüğünüz gibi, delegelerin açık oy kullandığı da olmuştur. Bu anlamda delegeler oy kullanırken protokolün başka bir yerde oturtulması gerekirdi. Divan bunu da sağlamamıştır. Bu sebeple de, delegeler herkesin göreceği şekilde oyunu kullanmıştır. Bazı kişiler anaç tavuk gibi mahalle delegelerinin peşinden oy kullanım işlemi boyunca ayrılmamıştır. Onları kontrol ettiklerine şahit olduk. Kongrenin bu boyutlarıyla demokrasiye uygun olmadığını ve başarısız olduğunu söyleyebilirim.