Çetin Ali Aytaç yazdıSiyasetSon Dakika

Çetin Ali Aytaç: Romantik Meclis Üyesi

Geçtiğimiz günlerde partimizin(CHP) Sarıyer Belediyesi Meclis Üyesi Sayın Mustafa Balcı, parti gençleriyle ilgili İmtiyaz Sahibi olduğu gazetesinde romantik bir yazı kaleme aldı. “Kaybeden Gençlere” başlığıyla 14 Şubat’ın arefesinde kaleme aldığı bu yazısıyla aşırı hissel duygularını dile getirdi. Tabi, yazı aşırı duygu yüklü olduğu için özellikle bazı bölümlerinin gerçek dışı olduğunu ifade etmekte yarar var.

***

Emek ve liyakat, siyasetin temel taşıdır. Birinden yoksun olursan, siyasi yönünün her zaman bir kısmı eksik kalır. Hata ve yanlış yapmaya daha fazla müsait olursun. Gözünün her zaman bir tarafında perde olur. Gerçeklerin önemli bir kısmından yoksun kalırsın. Çünkü siyasetin temel taşının sende hep bir kısmı eksik kalmıştır. Gelelim Sayın Balcı’nın yazısına; mesele gençler olunca, ister istemez biz gençliğini partiye vermiş emekçileri de ilgilendiren bir yazı haline dönüşmüş.

***

22 Temmuz 2007 yılında yapılan erken seçimlerde ilk oyumu kullanacaktım. O dönemde mecliste Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 krizi yaşanmaktaydı. Tabi, o süreçlerde Türkiye’nin dört bir yanında büyük bir coşkuyla AKP iktidarına karşı Cumhuriyet Mitingleri de yapılmaktaydı. Ailemin de siyaseti yakından takip etmesinden ötürü, kendimi siyasetin hiçbir zaman dışında hissetmemiştim; ama tam olarak içinde de olmamıştım. İlk olarak 18 yaşımda olduğum 2007 senesinde Cumhuriyet Mitingleri ile o coşkuyu, siyasi heyecanı içimde yaşamaya başlamıştım. Ergenekon ve Balyoz kumpasları da 12 Haziran 2007’de başlamış, birçok Türkiye’nin gelecek yıllardaki siyasi kaderini belirleyen olaylar peş peşe gelmişti. Konumuzun özü bu değil tabi. Bunu ayrı bir yazı da dile getiririz. 22 Temmuz seçimlerine gelince ise ilk oy kullanacağım seçim için hiçbir görevim dahi yokken sabahın 5’inde kalkmış, hazırlandıktan sonra dışarı çıkmış ve oyumu heyecanla kullanmak için dışarda beklemiştim. CHP olarak yüzde 21 oy almıştık. Belki seçim sonucu hayal kırıklığı yaratmıştı; ama siyasi heyecanı ilk anlamda büyük olarak o seçimde hissetmiştim.

***

2010 yılından itibaren mücadelemi artık CHP’nin bir üyesi olarak devam ettirme kararı almıştım. O süreçte mücadelenin içinde tanıdığım arkadaşlarımda vardı. Yeni tanıştıklarım da… 21 yaşımdaydım. 12 Eylül 2010’da bir referandum gerçekleşmişti. AKP-FETÖ ortaklığında “Evet” kampanyası yürütülmüştü. Biz de, yargının ele geçirilmemesi, siyasi erklerin emrine girmemesi için “Hayır” kampanyası yürütmüştük. 21 yaşımda neden “Hayır” denilmesi gerektiğini maddeler halinde ve Türkiye’nin geleceğinin ne noktaya geleceğini ben ve mücadele eden arkadaşlarım tam olarak anlatabiliyorken, bir de “Yetmez ama evetçi” gruplar vardı. Onlar bizim anlattıklarımızın doğru olmadığını ifade ediyorlardı. Onların bir kısmı da maalesef partimizde şu an aktif siyaset yapar haldeler.

***

Bu süreçte bazı arkadaşlarımız polislerden dayak yedi. Parti kimliğimizden ötürü işimizden olduk. Mücadelemiz uğruna sınavlara girmeyip üniversite hayatımızın uzamasına neden olduk. Ancak hiçbirimiz şikayet etmedik. Gençliğimiz var diyerek, azimle mücadele etmeye devam ettik. Birileri hep siyasi güç odağı olan erklerin arkasına sığınarak mücadele etmeyi tercih etti. Biz ise partimizde eksik olan şeylerin giderilmesinin mücadelesini verdik. Konuştuk, susmadık. Partimize de zarar vermedik. Gezi isyanını hep birlikte yaşadık. Korkmadan, inanarak…

***

Ölümden döndük…

***

Kışın ayazında direklerin tepesine çıkarak parti bayraklarımızı dalgalandırdık. Geçmiş dönemlerdeki gençlik kollarımızın görevlerini gururla devam ettirdik. Sabahlara kadar parti bayraklarımız indirilmesin diye nöbetler tuttuk. İki defa ölümden döndük. İstinye Bayırı’nda o dönemin AKP’li İBB’si, araçlarla önümüzü kesti. Palalarla üzerimize saldırıldı. Polisler seyretti. Partili birkaç büyüğümüz araya girererek büyük facianın önlenmesini sağladı. Daha sonra sabahın beşinde Milletvekilimiz Mahmut Tanal bize destek için yanımıza geldi. Sabahın erken saatlerinde ise bir diğer Milletvekilimiz Haluk Koç telefonla arayarak, “geçmiş olsun” dileklerini iletti. Bir de, Büyükdere’de saldırıya uğramıştık. AKP’li İBB çalışanları parti bayraklarımızı sökünce müdahale ettik. Devamında bize bıçak çektiler. O görüntüler zaten Star Haber’de de yayınlanmıştı.

***

Bu ve bunun gibi birçok mücadelenin içinden geçtik. İnanan, azimle mücadele eden, işini, eğitimini siyasi mücadelesi uğruna aksatan, bu uğurda bedel ödeyen birçok yoldaş olarak mücadele ettik. Birçoğu küstürüldü ve partiden uzaklaştı. Kalan azınlık kısım ise ötelendiği için sade bir üye olarak kenarda duruyor. Parti kişilerin değil, bizim partimizdir. Kimsenin partisine kızgınlığı yoktur. Sadece kendi evlerini bu gençlere yabancılaştırmaya çalışanlara bir kızgınlık olduğunu ifade etmek gerekir.

***

Bazı ayrıntıları verdikten sonra aşırı duygusallıkla kahramanlaştırılmış genç arkadaşlarımıza gelelim… Bu mücadeleyi verdiğimiz yıllarda, Sayın Balcı’nın kaleme aldığı yazısındaki arkadaşlardan sadece birkaç tanesi bu mücadelenin içinde vardı. Partililere, halka gerçekleri iletmemiz gerekir ki, bazı şeyler yanlış anlaşılmasın. Kimsenin emeğinin üzerine de konulmasın. O birkaç arkadaşımız da kendilerini gayet iyi biliyor.

***

2015 yılında Volkan arkadaşımıza biz de destek olmuştuk. Kendi adayımız vardı. O dönem parti içindeki güç erklerinin yanında olan arkadaşlarla geçmiş dönemlerden gelen sert bir mücadelemiz vardı. O arkadaşlarımıza karşı kazanmamızın birlikte hareket ederek geçmekten olduğunu çok iyi biliyorduk. Yeni, kimseyle o dönemde hesabı olmayan bir arkadaşımızla kazanma ihtimalimizi daha yüksek görmüştük. Seçime girdik ve 32 oyla kaybettik. Ama her kaybedişin yeni bir başlangıç olduğunu çok iyi biliyorduk. Doğruları söylemeye, yapılan hataları dile getirmeye devam ettik. Partililik duruşumuzdan hiçbir zaman ödün vermedik. İşine gelmeyenler ise bizi, “Parti içi muhalefet” olarak nitelendirdi. O gün birlikte hareket ettiğimiz bazı arkadaşlar da bu sefer o günkü güç erklerinin yanında olan arkadaşlar gibi bize söylediklerini söylemeye başladılar. O gün bize karşı olanlarda bugün bizim düşündüklerimizi savunmaya başladılar.

***

Yani biz söylemlerimizin savunucusu olmaya, inandığımız ideolojinin çağın gereksinimlerini göz önünde bulundurarak daha ileriye taşınma mücadelesini sürdürmeye devam ettik.

***

Tekrar ediyorum; 2015 kongresinde dahi bahsedilen bu arkadaşların önemli bir kısmı ortalıkta yoktu. Sokakta yoktu. Mücadelede yoktu. Bazısı kongreden kongreye ortaya çıkmaktaydı. Bazısı ise abisinin ablasının elinden tutmasıyla, siyasi ideolojisinin bile hala ne olduğunun bilinmediği haliyle siyasette belirli alanlara taşındı. Salon siyasetçileriyle emek siyasetçilerini de birbirinden ayrı tutmamız gerekir.

***

İşini gücünü, okulunu hayatını bir yere oturtup, tepeden tanıdıklarınla “Hadi ben hazırım, beni bir yere yerleştirin” diyen bir anlayışla karşı çıktığın siyasi partiden, partilerden bir farkın kalmaz. Kimse kendisini olmadığı yerde görmesin.

***

Bir gün emek kazanacak, liyakat kazanacak… İşte o zaman AKP zihniyeti ve onun uzantıları yıkılacak. Kemalizm ruhunu içinde barındıran CHP iktidar olacak.

blank
Etiketler

Bir Cevap Yazın

Başa dön tuşu
Kapalı