Connect with us

Çetin Ali Aytaç yazdı

ÇETİN ALİ AYTAÇ YAZDI: NE SAYGIMIZ KALMIŞ, NE DE SEVGİMİZ..

Published

on

blank

Bir süredir köşe yazısı yazmadım.Bu süre içerisinde gözlem yapıp, insanları, yaşananları incelemeyi tercih ettim.Ve ne yazık ki gördüğüm tablo sandığımızdan da daha vahim bir hal almış durumda.İnsanların birbirine ne sevgisi kalmış, ne de saygısı..

Özellikle ramazan ayı boyunca hem oruç tutanların, hem de tutmayanların birbirleriyle olan ilişkisini gözlemledim.Eskiden oruç tutana saygı gösterilirdi, tutmayan da dışlanmazdı.Tabii, bu toplum genellemesi..Belli kırsal kesimlerde mahalle baskısı hakim olurdu yine.Ancak şimdi toplumun genelinde, karşılıklı iki tarafta birbirine baskı uygulamanın peşinde..

Hani o eski ramazanlar yok diyoruz ya! Gerçekten, o eski ramazanların hiç tadı kalmadı.Belki eski mahalle ortamları kalmadı, belki hayatımıza giren teknoloji birbirimizle iletişimimizi kopardı; ama ramazanın eski tadını elimizden alan, esasen toplumu kutuplaştıranların ta kendisi oldu.

Son yıllarda ramazan ayında oruç tutmayanlara karşı hep bir saldırı haberleri duyuyoruz.Sadece birkaç sene önce Erzurum’da bir kadın, bankadan çıkarken sigara içti diye, saldırıya uğramıştı.Sonraki yıllarda da, bu ve benzeri saldırılar yaşanmaya devam etti.Bu senede Fatih’te bir mağaza çalışanı, öğlen vakti sigara molası vermek için çıktığı mağazanın önünde bir kişi tarafından, oruç vakti sigara içtiği için öldürücü bir yumruk darbesi aldı.Darbe alan kişi günlerce yoğun bakımda yattı.Bu bahsettiklerim, yaşanan olayların sadece birkaçı.Eskiden bu gibi olaylara rastlamazdık.Şimdi kimse kimseye saygı duymuyor, tahammül etmiyor..

Durum bir tek oruç tutanlar için değil elbette…Tutmayanlar arasında da aynı tutumlar var olmakta.Bu tutum saldırı şeklinde değil belki; ama oruç tutana saygısızlık şeklinde gerçekleşiyor.Eskiden oruç tutmayan bir kişi, tutanlara saygısından ötürü yediği yemeği, karşısındakinin canı çekmesin diye gizleyerek yerdi.İftar saati oruç tutanları rahatsız etmezdi.Esnaf dükkanında oruç açıyorsa, iftar saati rahatsız etmemek için dükkana uğramazdı.Şimdilerde maalesef bu tutum, bu davranış azalmakta..

Ramazan ayında, iftar saatinde birçok kez rastladım yapılan saygısızlığa..Bunlardan bir örnek verecek olursam eğer; bir gün iftar saatine yakın bir arkadaşımla iftar yapmaya gidiyorduk.O sırada sevdiğimiz esnaf bir ağabeyimiz, yanında birkaç sevdiğimiz dostlarla beraber iftar sofralarına davet ettiler.Biz de kıramadık ve davetlerini kabul ettik.Ezanın okunmasıyla beraber oruçlar açılırken, o sırada esnaf ağabeyimizin dükkanına bir müşteri geldi ve “parayı bozsana” diyerek, ricada bile bulunmadan parasını bozdurup gitti.Yine tam orucunu açacakken, arkadan biri daha geldi ve üst üste sorular sorarak, sadece beş dakika sonra bile alabileceği bir şeyi, aldırış etmeden alıp, gitti.Esnaf ağabeyimizin orucunu açması, iftar saatinden yaklaşık on dakika sonrasını buldu, diyebilirim.

Bu gibi olaylara çokça rastladım son yıllarda.Belki bu olaylar, sizlere basitçe gelebilir; ancak şimdilerde bu basitçe gelen saygısızlığın, sevgisizliğin artmaya başladığı dönemler zamanla toplumun geneline yayılmaya başlarsa ki, böyle giderse durum onu gösteriyor, o zaman saygısızlık ve sevgisizlik toplum genelinde şiddete dönüşmeye başlar..

Bir insan başka bir insana oruç tutmuyor diye selam vermiyorsa; ya da başka bir insan karşısındakinin tuttuğu oruca hiçbir şekilde aldırış etmiyorsa, o insanlarda sevgide azalmıştır, saygı da..

Ramazan ayında yaşadıklarımız, aslında bu mübarek aylara özgü tutumlar değil..Sadece buradan bir örnekleme yapmak istedim.Sevgisizleştiriliyoruz, saygısız kişiler olmaya doğru iteleniyoruz.Bugün, tecavüze idam cezası beklerken, tecavüzün bile suçları azaltılıyor.Türlü türlü çoğalan terör gruplarına, toplumun bazı kesimlerince destek verilip, adeta benim terör grubum daha iyi misillemesi gibi akıl almaz durumlar gerçekleşiyor..

Ne saygımız kaldı, ne de sevgimiz..Bunlar iyi günlerimiz..Böyle giderse, tarih olur, gideriz..

Click to comment

Bir Cevap Yazın

Çetin Ali Aytaç yazdı

ADD Sarıyer’den davet var

Published

on

blank

Atatürkçü Düşünce Derneği Sarıyer Şubesi, Lozan Antlaşması’nın 97. yıldönümünde tüm Sarıyerlileri, Sarıyer Atatürk Anıtı önündeki basın açıklamasına davet ediyor.

ADD Sarıyer’den yapılan açıklamada, “24 Temmuz 1923 yılında imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu olan Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yılı anısına basın açıklaması yapıyoruz. 24 Temmuz 2020 Cuma günü saat 12.00’de Sarıyer Atatürk Anıtı önündeki açıklamamıza tüm Sarıyerliler davetlidir. Programımız çelenk sunumu ile başlayıp saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile devam edecektir. Ardından yapılacak basın açıklaması ile de son bulacaktır.” denildi.

Ayrıca programın maske takılarak ve fiziksel mesafeye uyularak gerçekleştirileceği notu da düşüldü.

blank

Continue Reading

Çetin Ali Aytaç yazdı

Çetin Ali Aytaç: Bu kuşak bambaşka

Published

on

blank

Gezi isyanından kısa süre öncesine kadar “Y kuşağı” için apolitik denilirdi. Siyasetle ilgilenmez, duyarsız, hatta “nerede o eski saygılı” nesil diye hep eleştirilirdi. Daha sonra o nesil çıktı ortaya ve tarihe geçen Gezi isyanını başlattı. Ağacıma dokunma demekle kalmadı, baskıcı, zorba iktidara karşı demokratik bir eylemle başkaldırdı.

***

Benimde içinde yer aldığım “Y kuşağı” birçok çalkantılı dönemlerden geçerek çocukluğunu ve gençlik yıllarını yaşadı. Hep önü kesilmek istendi; ama yılmayan, mücadele eden ve mücadelenin klişelemiş yönünü terk eden, daha uzlaşıcı, ayrıştırıcılıktan daha uzak bir yaklaşımla mücadele etmeye başladı.

***

Ve hep şunu da söyledik; “Bir Z kuşağı geliyor. Bu kuşakla aranızdaki köprü vazifesini bizler oluşturacağız. Bu nesil, bizim karıştığınız özgürlüğümüzden daha da bi özgürlüklerine düşkün, daha bi yaşamın sınırlarını hayatından kaldırmış bir nesildir. Bu nesil ile anlaşamayan siyasiler, siyasi ömürlerini çabuk tüketirler.” Ve bu sese kulak vermeyen yapılar, tam da dediğimiz noktaya doğru, yani siyasi ömürlerini tamamlamaya doğru yol almaya başladı.

***

Yaşam hızla değişiyor, gelişiyor. Ayak uyduramayanlar ise yaşamın çok kötüleştiğini, eski günlerin arandığını ifade ediyor. Yaşamın anında kalabilenler, teknolojiye ayak uyduranlar ise aksine yaşamın daha da iyiye doğru gittiğini, yaşamı esasen insanların zorlaştırmaya çalıştığını ifade ediyor.

***

Evet, zor olan yaşam değil. Yaşamı zorlaştırmak için kafa yapısını değiştirmeyen, gelenekselci anlayışı devam ettirmek ve kendisi ne düşünüyorsa, karşısındakine saygı duymadan onu kabul ettirmek, o kişiyi bastırmak isteyenler, artık gelecek nesiller tarafından kabul görmüyor. Kimse birilerinin örf ve adetine göre yaşamak, yaşamını o sınırlayıcı, baskıcı, demokratik anlayıştan uzak bir yaşama sığdırmak zorunda değil. Ve hele ki bunun adına “saygı” deniyorsa… Esas saygısızlık, size dayatılanları “saygı” diye sizin de başkalarına, yeni nesile dayatma çabanızdır.

***

Birileri hep siz olamadı diye, sizden sonra gelenleri, “duyarsız, saygısız, sorumsuz” diye kötülediniz. Aslında orada kaybettiniz. Kimse siz olmak istemiyor. Herkes kendisi olmak, kendi istediği yaşamını sürdürebilmek için mücadele ediyor. O yüzden de, “Y kuşağı” ile yaşadığınız kuşak çatışmasının daha da fazlasını, “Z kuşağı” ile yaşamaya hazırlıklı olun, derim. Ve buna da sevinmenizi öneririm. Gelişen, sorgulayan, hakkını dayatmaların altında sınırlayıcı bilgiler odağında aramayan özgürlükçü yeni bir nesil geliyor.

***

Felaket senaryoları çizenler, çağa ayak uyduramayanlardır.

***

Hiç kaygı duymayın. Özgürlüğünden vazgeçmeyecek, hakkını sonuna kadar savunacak, demokrasiden taviz vermeyecek geleceğe ışık tutan bir nesil geliyor… Şimdi esas, demokrasi karşıtları düşünsün!

Continue Reading

Çetin Ali Aytaç yazdı

Çetin Ali Aytaç: Birbirimizi daha iyi anlayacağımız nice bayramlar dileğiyle…

Published

on

blank

Çocukluk yıllarımızda bayram sabahının heyecanını yaşardık. Ailece yapılan kahvaltılar, ardından bayramlıklarını giyip büyükleri ziyaret etmenin heyecanları ve tabi ki, küçük çocukların, “Acaba bu bayramda ne kadar harçlık toplarım” merakı ve heyecanı bayramın bizlere birer neşesi ve mutluluğuydu…

***

Birbirimize samimiydik. Konuşurken gözümüzün içine bakardık. Biri hakkında yanlış düşünüyorsak, yanlış düşüncemizi farkettiğimizde yüzümüz kızarır, utanırdık. En sevmediğimiz komşumuzla, konuşmadığımız arkadaşımızla, uzak kaldığımız akrabamızla bayram günleri unuturduk tüm her şeyi…

***

Eskiler, anılar birer film şeridi gibi geçer insanın hafızasından… Düşündükçe, anlattıkça sanki tekrar yaşar insan o anılarını… Bizi maziye götürür. Ve tekrar bakarız bu günkü yaşadıklarımıza…

***

Anı yaşamak lazım. Anın bize kattığı mutluluğu, heyecanı, hissi birbirimizin gözünün içine bakarak, tüm samimiyetimizle yaşamamız lazım. Birlik ve beraberliğin, dayanışmanın, sevginin gücünün tüm kötülükleri aşacağına inanmamız, inandırmamız lazım.

***

Hayat kolaylaşırken, yaşam ucuzlaşırken, sevgi ve saygı çok pahalı olmaya başladı. Pek uyduramadık gibi kendimizi yeni yaşam düzenine… Birbirimize nefretle bakar olduk. Birinin hakkında yanlış düşünüyorsak, bunu farkettiğimizde bu kez kızarmadı yüzümüz, utanmadık. “O da zaten benim hakkımda kötü düşünüyordu” diyerek hep kendimizi haklı çıkarmaya, üstün kılmaya çalıştık.

***

Birbirimizi anlamayı unuttuk. Yaşamın tüm güzelliklerini hiçe sayarak birbirimizi, aslında kendimizi değersizleştiren bir hale büründürdük. Aslında anılardır, yaşanmışlıklardır geleceğe ışık tutan; ama biz geçmişten ders çıkaramadığımız gibi, geçmişte yaşadığımız güzellikleri de unuttuk sanki…

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine, geleceğe ışık tutan, Türkiye’nin ayağa kalkmasının belkide en büyük projelerinden olan Köy Enstitüleri’ni kazandıran isimlerden efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, tam da değindiğimiz konuyla ilgili siyaseti bırakıp Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başladığı dönemlerde yaşadığı bir anıyı paylaşır. Yücel, “Gazetedeki işim bitince oturduğum kenar mahalleye giderken, genellikle aynı dolmuşa binerdim. Gene bir gün dolmuşla evime dönerken, yolcular arasında bir komünistlik tartışması başladı. Müşteriler arasında bilen de bilmeyen de konu üzerinde birtakım şeyler söylüyorlardı. Ben ise her zaman olduğu gibi şoförün yanında oturuyordum.

Bu arada şoför, sesini yükselterek;

“Ağabeyler! Siz Hasan Ali Yücel denen adamı bilir misiniz? Nasıl desem ki, işte en büyük komünist o adam… Ülkemize komünistliği getiren o adamdır” deyince yolculardan şoförün bu asılsız görüşüne katılanlar oldu, katılmayanlar oldu, ama tartışma yol boyunca uzadı…

Yolda inenler, binenler hemen hemen her gün birlikte yolculuk yaptığım kişilerdi… Benim evim son durakta olduğu için en son ben kaldım dolmuşun içinde. Son durağa gelmiştik, dolmuştan inmeden önce şoföre döndüm;

-“Evladım! Sen Hasan Ali Yücel’i tanıyor musun?”diye sordum.

-“Hayır, tanımam amca bey, tanımak da istemem” diye yanıt verdi.

-“Peki, tanımadığın bir adam için nasıl böyle suçluyorsun” deyince,

-“Herkes böyle söylüyor, ben de söylüyorum amca bey” deyiverdi…

-“Evladım dedim, Hasan Ali Yücel benim, çoktan beri seninle gidip geliyorum bu yollarda, insan eski bir müşterisini tanımaz olur mu?” deyince şoför, birden heyecanlandı, bir suçlu gibi abdalca yüzüme bakmaya başladı, sonra da;

-“Affet beni amca bey, şimdiye kadar sizi tanımadığım için çok üzüldüm” dedikten sonra elime sarıldı, benden özür üstüne özür diledi. Kendisini suçlu gibi görerek, beni evime kadar götürmek istedi. Kabul etmedim, her zaman olduğu gibi dolmuştan indim, evime kadar yürüdüm.

Bu dolmuş şoförü, herhalde bana çaldığı asılsız suçlamadan duyduğu bir vicdan azabından kurtulmak için beni evime kadar götürmek istiyordu… Onu hoşgörüyle karşıladım. Ne var ki, halkımızın dedikodudan kaynaklanan böyle yanlış bir bilgiye sahip olmasına da çok üzülmüştüm.” diye belirtir.

***

Az okumaktan, az araştırmaktan çok kulaktan dolma bilgilere inanma adetimizden, alışkanlıklarımızdan hala çok vazgeçemedik gibi… Hasan Ali Yücel’in yaşadığı bir hikayesinden bugüne çok da aşamadık belki bu konuda kendimizi… Ama birbirimizi tanıyınca pek bir sarılır olurmuşuz. Şimdi ise sarılmaya uzak…

***

Bu günlerde belki bizi sarılmaktan uzak tutan koronavirüs salgını var. Ama birbirimizi daha çok anlamama isteği bizi bizden uzaklaştırdı.

***

Koronavirüs, birbirimize olan özlemimizi, birbirimizi anlamamızı, sarılmanın nasıl güzel bir his olduğunu belki farkettirmiştir bize… Ya da öyle olmasını istiyoruz.

***

Birbirimizi anlayacağımız, birbirimize sarılacağımız samimi, sevgi dolu nice bayramlar dileğiyle…

Continue Reading

Popüler