Connect with us

Çetin Ali Aytaç yazdı

ÇETİN ALİ AYTAÇ YAZDI: SAPIK RUHLU YOBAZLAR

Published

on

blank

Geçtiğimiz günlerde, İstanbul’un güzide semtlerinden Maslak’ta vahim bir saldırı haberini aldık.Genç bir kız şort giydi diye, gerici zihniyetteki bir kişinin uçan tekmeli saldırısına maruz kaldı.Hepimiz bu haberi duyduğumuzda, toplum olarak nereye gidiyoruz, endişesini bir kez daha yaşadık.Çünkü ülkemizde son dönemlerde yaşamış olduğumuz olaylar, bunu bizlere sürekli düşündürüyor.

***

23 yaşındaki Ayşe Terzi ismindeki genç hemşire, evine gitmek için otobüse biniyor.Otobüsün arka koltuğuna oturan genç hemşire belkide günün yorgunluğunun ardından, masumane bir şekilde evinde neler yapacağını planlıyor.Tam o sırada ise, şort giydi diye beklemediği bir anda gerici, sapık zihniyette olan birinin uçan tekmeli saldırısına maruz kalıyor.Genç kız saldırı sonrasında baygınlık geçirirken, saldırgan otobüsteki kişiler tarafından dayak yiyor.İşin ilginci, otobüs şoförü olaya hiçbir şekilde müdahale etmiyor.Otobüsü karakola çekmiyor.Yani, bu akıl almaz olayda saldırgan kişi neden karakola götürülmez! Bu da toplum olarak sorgulanmamız gereken bir durum…

***

Saldırı sonrası genç hemşirenin şikayeti üzerine yakalanan saldırgan, ifade vermeye sırıtan bir yüz ifadesiyle gidiyor.Eskiden suçlu olan kişiler, suçunu işledikten sonra kabahatini bildiği için utancından yüzünü kapatırdı.Şimdilerde bu gibi sapık ruhlular bir de utanmadan sırıtarak poz veriyor.Psikolojisi bozulan, ağlama krizlerine giren genç hemşire, saldırganın bu yüz ifadesini asla unutamadığını belirtiyor.Elbette hiçbirimiz unutmadık ve unutmayacağız.Çünkü o ifade, o bakış, toplumumuzun sürüklendirilmeye çalışıldığı, utanç duygusunun kaybettirilmeye çalışıldığı bir ifade ve bakıştı.

***

Sapık ruhlu saldırgan, verdiği ifadesinde şort giyen hemşireyle aynı dinden olmadığını belirten bir açıklamada bulunmuş.Elbette böyle sapık ruhlu gericilerle aynı dine mensup kimse yoktur.Çünkü bu sapık ruhlu davranışın yeryüzünde bulunan hiçbir dinde yeri yoktur.Dine sığınarak ifade veren saldırgan, herhalde işi iyi çözmüş ki, dini kullandığı için serbest bırakıldı.Elbette bu duruma şaşırmadık.Çünkü son dönemlerde “adalet” kelimesi, ülkemizde sadece kavram olarak yerini almaktaydı.; ancak toplumumuzda hala duyarlı olan insanların fazla olması, bu durumun değişmesine neden oldu ve sapık ruhlu saldırgan tekrar gözaltına alınıp, çıkarıldığı mahkemede tutuklandı.

***

Toplumumuzda bu denli duyarlı insanların fazla olması, umutların asla kaybolmaması için önemli bir neden.Gerek sosyal medyadan vatandaşların olsun, gerekse sivil toplum kuruluşlarının tepkisi olsun, gerçekten ışığımızın hala sönmediğinin en önemli bir göstergesi oldu.Ancak bir de toplumumuzu kin ve nefrete sürükleyen, ayrıştıran, toplumun huzurunu kaçırtan bu gerici zihniyetteki insanların da fazla olduğu gerçeğini unutmamak gerekir.Bu saldırının hemen akabinde, dün de Bursa’da 50’li yaşlarda bir adamın 20’li yaşlardaki bir çocuğa kulaklığıyla yüksek sesle müzik dinlemesinden ötürü küfürler ettiği ve kadın yolcununda kendisine tepki göstermesinin ardından kadın yolcuya,”Şortlu kadının başına gelenleri biliyorsunuz, hala konuşuyorsunuz, kes lan sesini o…pu.” diyerek tehdit ettiği haberinin çıkmasının ardından, gerici tehlikenin ne denli hızla yayıldığını bir kez daha gözler önüne serdi.

***

Böyle giderse, herhangi bir önlem alınmazsa şayet, bu gibi saldırıları önümüzdeki günlerde daha da fazla duymaya devam edeceğiz.En büyük tehlike ise, daha 4-5’li yaşlarda çocukların dini eğitim kisvesi altında kız-erkek olarak ayrıştırılmaya başlanmasıdır.İslamiyet’i çağdışılığa sürükleyen bu yapı, Türkiye’nin gelecekte toplum olarak bölünmesinin en büyük tehlikesi ve nedeni olacaktır.

***

İslamiyet’i ne idüğü belirsiz şeyhlerin, tarikatların eline bırakırsanız eğer, o toplumun ne inancı kalır, ne de ahlakı…Bir grup hacı hoca denilen takımın keyfe göre istediği, kendilerinin uydurduğu dini hayatı yaşarlar, yaşatırlar.Akıl dışı, çağdışı hayata maruz kalınıp, Ortadoğu bataklığının içine gömülürler.

***

Ülkemizin kurucusu Atatürk’ün de dediği gibi, “Arkadaşlar, efendiler ve ey millet, iyi biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar memleketi olamaz. En doğru, en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır.”Ülkemizin akla bilime ve çağa ayak uydurmaya ve kendini geliştirmeye ihtiyacı vardır.Bunu dinsizlikle suçlamak, en büyük ihanettir.Birilerinin çıkar oyunundan, dini kullanarak, onun üzerinden para kazanma aşkından başka hiçbir şey değildir.Sözüm ona bazı gazeteler var ki, bunu çok iyi yapıyorlar.Para için ahlaksızlığı, tecavüzü savunuyorlar.Ayşe Terzi’ye olan saldırıda da aynısını yaptılar.Zaten bunların yazarlarından bir tanesi çocuk sapıklığından hapis yatmıştı, diğeri de kutsal topraklarda içtiği viagradan ötürü kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmişti.Zihniyet belli…

***

Türkiye’yi sapık ruhlu yobazlara bırakmamak için, öncelik olarak eğitimde önlemler alınmalıdır.FETÖ’den kurtulduk deyip, daha beter tarikatlara, cemaatlere Türkiye teslim edilmemelidir.Kimsenin inancı sorgulanmamalıdır.İnanç üzerinden ayrım yapılmamalıdır.Atatürk’ün dediği gibi,”Din, bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanın emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre karşı değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyoruz, kasde ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden sakınıyoruz. Gericilere fırsat vermeyeceğiz.”Bunun için Türkiye’yi ileriye taşıyacak olan en önemli yol, çağdaş eğitimden, hurafeyi değil, bilimi öğreten eğitimden geçer.Yoksa çok değil, en fazla 10 yıl içinde Türkiye tahmin edemediğinden daha büyük bir karanlığa saplanacaktır.

 

Click to comment

Bir Cevap Yazın

Çetin Ali Aytaç yazdı

ADD Sarıyer’den davet var

Published

on

blank

Atatürkçü Düşünce Derneği Sarıyer Şubesi, Lozan Antlaşması’nın 97. yıldönümünde tüm Sarıyerlileri, Sarıyer Atatürk Anıtı önündeki basın açıklamasına davet ediyor.

ADD Sarıyer’den yapılan açıklamada, “24 Temmuz 1923 yılında imzalanan ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu olan Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yılı anısına basın açıklaması yapıyoruz. 24 Temmuz 2020 Cuma günü saat 12.00’de Sarıyer Atatürk Anıtı önündeki açıklamamıza tüm Sarıyerliler davetlidir. Programımız çelenk sunumu ile başlayıp saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile devam edecektir. Ardından yapılacak basın açıklaması ile de son bulacaktır.” denildi.

Ayrıca programın maske takılarak ve fiziksel mesafeye uyularak gerçekleştirileceği notu da düşüldü.

blank

Continue Reading

Çetin Ali Aytaç yazdı

Çetin Ali Aytaç: Bu kuşak bambaşka

Published

on

blank

Gezi isyanından kısa süre öncesine kadar “Y kuşağı” için apolitik denilirdi. Siyasetle ilgilenmez, duyarsız, hatta “nerede o eski saygılı” nesil diye hep eleştirilirdi. Daha sonra o nesil çıktı ortaya ve tarihe geçen Gezi isyanını başlattı. Ağacıma dokunma demekle kalmadı, baskıcı, zorba iktidara karşı demokratik bir eylemle başkaldırdı.

***

Benimde içinde yer aldığım “Y kuşağı” birçok çalkantılı dönemlerden geçerek çocukluğunu ve gençlik yıllarını yaşadı. Hep önü kesilmek istendi; ama yılmayan, mücadele eden ve mücadelenin klişelemiş yönünü terk eden, daha uzlaşıcı, ayrıştırıcılıktan daha uzak bir yaklaşımla mücadele etmeye başladı.

***

Ve hep şunu da söyledik; “Bir Z kuşağı geliyor. Bu kuşakla aranızdaki köprü vazifesini bizler oluşturacağız. Bu nesil, bizim karıştığınız özgürlüğümüzden daha da bi özgürlüklerine düşkün, daha bi yaşamın sınırlarını hayatından kaldırmış bir nesildir. Bu nesil ile anlaşamayan siyasiler, siyasi ömürlerini çabuk tüketirler.” Ve bu sese kulak vermeyen yapılar, tam da dediğimiz noktaya doğru, yani siyasi ömürlerini tamamlamaya doğru yol almaya başladı.

***

Yaşam hızla değişiyor, gelişiyor. Ayak uyduramayanlar ise yaşamın çok kötüleştiğini, eski günlerin arandığını ifade ediyor. Yaşamın anında kalabilenler, teknolojiye ayak uyduranlar ise aksine yaşamın daha da iyiye doğru gittiğini, yaşamı esasen insanların zorlaştırmaya çalıştığını ifade ediyor.

***

Evet, zor olan yaşam değil. Yaşamı zorlaştırmak için kafa yapısını değiştirmeyen, gelenekselci anlayışı devam ettirmek ve kendisi ne düşünüyorsa, karşısındakine saygı duymadan onu kabul ettirmek, o kişiyi bastırmak isteyenler, artık gelecek nesiller tarafından kabul görmüyor. Kimse birilerinin örf ve adetine göre yaşamak, yaşamını o sınırlayıcı, baskıcı, demokratik anlayıştan uzak bir yaşama sığdırmak zorunda değil. Ve hele ki bunun adına “saygı” deniyorsa… Esas saygısızlık, size dayatılanları “saygı” diye sizin de başkalarına, yeni nesile dayatma çabanızdır.

***

Birileri hep siz olamadı diye, sizden sonra gelenleri, “duyarsız, saygısız, sorumsuz” diye kötülediniz. Aslında orada kaybettiniz. Kimse siz olmak istemiyor. Herkes kendisi olmak, kendi istediği yaşamını sürdürebilmek için mücadele ediyor. O yüzden de, “Y kuşağı” ile yaşadığınız kuşak çatışmasının daha da fazlasını, “Z kuşağı” ile yaşamaya hazırlıklı olun, derim. Ve buna da sevinmenizi öneririm. Gelişen, sorgulayan, hakkını dayatmaların altında sınırlayıcı bilgiler odağında aramayan özgürlükçü yeni bir nesil geliyor.

***

Felaket senaryoları çizenler, çağa ayak uyduramayanlardır.

***

Hiç kaygı duymayın. Özgürlüğünden vazgeçmeyecek, hakkını sonuna kadar savunacak, demokrasiden taviz vermeyecek geleceğe ışık tutan bir nesil geliyor… Şimdi esas, demokrasi karşıtları düşünsün!

Continue Reading

Çetin Ali Aytaç yazdı

Çetin Ali Aytaç: Birbirimizi daha iyi anlayacağımız nice bayramlar dileğiyle…

Published

on

blank

Çocukluk yıllarımızda bayram sabahının heyecanını yaşardık. Ailece yapılan kahvaltılar, ardından bayramlıklarını giyip büyükleri ziyaret etmenin heyecanları ve tabi ki, küçük çocukların, “Acaba bu bayramda ne kadar harçlık toplarım” merakı ve heyecanı bayramın bizlere birer neşesi ve mutluluğuydu…

***

Birbirimize samimiydik. Konuşurken gözümüzün içine bakardık. Biri hakkında yanlış düşünüyorsak, yanlış düşüncemizi farkettiğimizde yüzümüz kızarır, utanırdık. En sevmediğimiz komşumuzla, konuşmadığımız arkadaşımızla, uzak kaldığımız akrabamızla bayram günleri unuturduk tüm her şeyi…

***

Eskiler, anılar birer film şeridi gibi geçer insanın hafızasından… Düşündükçe, anlattıkça sanki tekrar yaşar insan o anılarını… Bizi maziye götürür. Ve tekrar bakarız bu günkü yaşadıklarımıza…

***

Anı yaşamak lazım. Anın bize kattığı mutluluğu, heyecanı, hissi birbirimizin gözünün içine bakarak, tüm samimiyetimizle yaşamamız lazım. Birlik ve beraberliğin, dayanışmanın, sevginin gücünün tüm kötülükleri aşacağına inanmamız, inandırmamız lazım.

***

Hayat kolaylaşırken, yaşam ucuzlaşırken, sevgi ve saygı çok pahalı olmaya başladı. Pek uyduramadık gibi kendimizi yeni yaşam düzenine… Birbirimize nefretle bakar olduk. Birinin hakkında yanlış düşünüyorsak, bunu farkettiğimizde bu kez kızarmadı yüzümüz, utanmadık. “O da zaten benim hakkımda kötü düşünüyordu” diyerek hep kendimizi haklı çıkarmaya, üstün kılmaya çalıştık.

***

Birbirimizi anlamayı unuttuk. Yaşamın tüm güzelliklerini hiçe sayarak birbirimizi, aslında kendimizi değersizleştiren bir hale büründürdük. Aslında anılardır, yaşanmışlıklardır geleceğe ışık tutan; ama biz geçmişten ders çıkaramadığımız gibi, geçmişte yaşadığımız güzellikleri de unuttuk sanki…

***

Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihine, geleceğe ışık tutan, Türkiye’nin ayağa kalkmasının belkide en büyük projelerinden olan Köy Enstitüleri’ni kazandıran isimlerden efsane Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel, tam da değindiğimiz konuyla ilgili siyaseti bırakıp Cumhuriyet gazetesinde yazmaya başladığı dönemlerde yaşadığı bir anıyı paylaşır. Yücel, “Gazetedeki işim bitince oturduğum kenar mahalleye giderken, genellikle aynı dolmuşa binerdim. Gene bir gün dolmuşla evime dönerken, yolcular arasında bir komünistlik tartışması başladı. Müşteriler arasında bilen de bilmeyen de konu üzerinde birtakım şeyler söylüyorlardı. Ben ise her zaman olduğu gibi şoförün yanında oturuyordum.

Bu arada şoför, sesini yükselterek;

“Ağabeyler! Siz Hasan Ali Yücel denen adamı bilir misiniz? Nasıl desem ki, işte en büyük komünist o adam… Ülkemize komünistliği getiren o adamdır” deyince yolculardan şoförün bu asılsız görüşüne katılanlar oldu, katılmayanlar oldu, ama tartışma yol boyunca uzadı…

Yolda inenler, binenler hemen hemen her gün birlikte yolculuk yaptığım kişilerdi… Benim evim son durakta olduğu için en son ben kaldım dolmuşun içinde. Son durağa gelmiştik, dolmuştan inmeden önce şoföre döndüm;

-“Evladım! Sen Hasan Ali Yücel’i tanıyor musun?”diye sordum.

-“Hayır, tanımam amca bey, tanımak da istemem” diye yanıt verdi.

-“Peki, tanımadığın bir adam için nasıl böyle suçluyorsun” deyince,

-“Herkes böyle söylüyor, ben de söylüyorum amca bey” deyiverdi…

-“Evladım dedim, Hasan Ali Yücel benim, çoktan beri seninle gidip geliyorum bu yollarda, insan eski bir müşterisini tanımaz olur mu?” deyince şoför, birden heyecanlandı, bir suçlu gibi abdalca yüzüme bakmaya başladı, sonra da;

-“Affet beni amca bey, şimdiye kadar sizi tanımadığım için çok üzüldüm” dedikten sonra elime sarıldı, benden özür üstüne özür diledi. Kendisini suçlu gibi görerek, beni evime kadar götürmek istedi. Kabul etmedim, her zaman olduğu gibi dolmuştan indim, evime kadar yürüdüm.

Bu dolmuş şoförü, herhalde bana çaldığı asılsız suçlamadan duyduğu bir vicdan azabından kurtulmak için beni evime kadar götürmek istiyordu… Onu hoşgörüyle karşıladım. Ne var ki, halkımızın dedikodudan kaynaklanan böyle yanlış bir bilgiye sahip olmasına da çok üzülmüştüm.” diye belirtir.

***

Az okumaktan, az araştırmaktan çok kulaktan dolma bilgilere inanma adetimizden, alışkanlıklarımızdan hala çok vazgeçemedik gibi… Hasan Ali Yücel’in yaşadığı bir hikayesinden bugüne çok da aşamadık belki bu konuda kendimizi… Ama birbirimizi tanıyınca pek bir sarılır olurmuşuz. Şimdi ise sarılmaya uzak…

***

Bu günlerde belki bizi sarılmaktan uzak tutan koronavirüs salgını var. Ama birbirimizi daha çok anlamama isteği bizi bizden uzaklaştırdı.

***

Koronavirüs, birbirimize olan özlemimizi, birbirimizi anlamamızı, sarılmanın nasıl güzel bir his olduğunu belki farkettirmiştir bize… Ya da öyle olmasını istiyoruz.

***

Birbirimizi anlayacağımız, birbirimize sarılacağımız samimi, sevgi dolu nice bayramlar dileğiyle…

Continue Reading

Popüler